Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan bildirgec.org'da: "epostalı hatırlatıcı"

sinepil.org

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

Çok Tutulanlar: son yazılar

Burada, sizin en çok "tuttuğunuz" yazıların listesi var.
Yayın sırasına göre bu aralar | Bugün | Bu hafta | Bu ay | Tüm zamanlar

 

tuttum

velveteenrabbit | 16 Temmuz 2008 10:29 | 14 yorum var
 | 20 kez tutulmuş

Sürpriz Hikayeli ya da Sonuyla Şaşırtan Filmler (Spoiler içermez)

Jacob's Ladder
Jacob's Ladder
The Machinist
The Machinist

İngilizce Twist Ending tabir edilen, sonuyla ya da hikayesindeki sürprizlerle şaşırtan -ya da bazen şaşırtamayan- filmler her ne kadar arada kabak tadı verse de bazen aralarından çok kaliteli yapımlar da çıkmıyor değil. Özellikle nihai amaç sonunda şaşırtmak değilse. İşte aşağıdaki listede iyisiyle, kötüsüyle, vasatıyla ya da artık klasikleşmiş olanıyla bu tür filmler var, izlenip hatırda kaldığı kadarıyla...

Başlığında zaten sonunda şaşırtacağını söylemek de bir nevi
spoiler olsa da, filmlere konuları ile ilgili açıklama yapmaktan kaçınılmış, sadece bazılarına ufak yorumlar/notlar eklenmiştir.

The Usual Suspects
The Usual Suspects

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

screamofthebutterfly | 29 Temmuz 2008 11:46 | 9 yorum var
 | 18 kez tutulmuş

Charles Spencer Chaplin = Şarlo

Charles Chaplin
Charles Chaplin

Chaplin,o eski ama adını hala yaşatabilen,dünyanın neresinde olursanız olun eğer çocuksanız sürekli izleyebileceğiniz biri. Çoğunuzun ilgisini çekmediğinin farkındayım bu yazının ama değinmek istediğim konu bence önemli.
Evvela Charles Chaplin Amerikada bağımsız sinemacıları kurdu. Böylece Sinema isterse bir patron güdümünden çıkıp, bir sanatçı(yönetmen) güdümüne girebileceğini gösterdi. Bunu açmak gerekirse
bağımsız sinema: Ekonomik yada psikolojik olarak bir kurum,kuruluş ya da kişiye bağlı olmadan,yönetmen insiyatifinde çekilen filmlerdir, aklıma ilk gelen film Koş Lola Koş.Bağımlı sinemaya en güzel örnek ise Rocky ve Rambo filmleridir.propaganda içerir.
"O bir "Türk" Dostu. Özellikle Albert Einstein ile dostluğu sırasında Türkiye de yayınlanacak bir radyo programında konuk Chaplindir.(Einstein'in İnönüye yazdığı mektup.)
Chaplin solda,Einstein sağda
Chaplin solda,Einstein sağda

Kısaca Şöyle der "spikerin ‘Dostlarımıza ne anlatacaksınız? sorusu üzerine, tüm dinleyicileri şaşırtacak konuşmasına başlar: Onlara bir hikaye anlatmak istiyorum. Bütün ömrümde işittiğim hikayelerin en güzeli ve en hoşu. Bu bir Nasrettin Hoca hikayesidir’!!!.."
Hatta bu röportajı yapan gazeteci Ahmet Emin Yalman ise Türkiye'ye döndüğünde gazetesinin kapandığını görür; çünkü Chaplin anlattığı fıkrada "Eşeğe mi inanacaksınız,insana mı? sorusunu sormuştur. Burada eşek olarak kastedilen "Hitler"dir ve Nazi baskısı gazeteyi kapatır.

Kendisi yahudi olmakla itham edilir;ama değildir.The Golden Rush (Altına Hücum) filmindeki sahnelerinin Kominist propagandası olduğu idda edilir ve hiç bir zaman Amerikan vatandaşı olmak istemediği için sınır dışı edilir.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

proksima | 27 Temmuz 2008 10:17 | 20 yorum var
 | 18 kez tutulmuş

Kişilik Bölünmesi ve Sinema

Kişilik bölünmesi son yıllarda sinemanın da üzerinde çokça durduğu fenomenlerden bir tanesi. Şol yazıda, biz miskinin aklına gelmiş, izleğini bu minvalde kuran kimi filmler mevzu bahis edilecektir. Lakin baştan belirtmekte fayda var, bu yazı ciddi manada zikredilecek filmleri seyretmeyenlerin izleme keyfini zedeleyebilecek önemli bilgiler içermektedir. Kaldı ki, cümle film senaryosunun beslendiği kaynak, kişilik bölünmesi sorunsalının hikayelerin başlangıçında belirtilmemesi sonucu akışta oluşturduğu devasa gerilim potansiyelidir.

Secret Window
Secret Window

İlk filmimiz Secret Window;
Bir Stephen King uyarlaması olan filmimizde Mort Rainey (Johny Depp),ıssız ikametgahına çekilmiş, ilham kabızlığı çekmekte olan bir yazarı canlandırmaktadır. Oluşturulan atmosferin olanca sessizliğinde Rainey’in eski eşi, birkaç polis, birkaç bölge yerlisinden başka kimseyi tanıtmaz yönetmen bizlere. Ve her ne oluyor ise, zaten bir elin parmaklarını geçmeyen bu insanlar birer birer öldürülmeye başlarlar Johny Depp’in her birini her seferinde kıl payı kaçırdığı dehşetli cinayet enstantaneleri eşliğinde. Neden sonra öğreniriz ki, işin aslı astarı öyle olmamakta, Rainey cümle cinayeti şeref locasından bizzat izlemektedir.
Keyifli bir seyirlik olan filmi naçizane salık veririz...
Haute Tension
Haute Tension

İkinci filmimiz Fransız yapımı bir korku filmi olan Haute Tension filmi;
Yönetmenin türlü şiddet sahnelerini gergef misali neredeyse her kareye saçtığı yapımda, izleyici, bir hayali kahraman olan katilin hikayenin kahramanlara ulaşamaması veya onlar tarafından beter bir şekilde can vermesi için ölür ölür dirilir. Türlü cinayetlerin işlenmesi sırasında, kahramanımızdan birisi olan kısa saçlı, sarışın afet Marie (Cécile De France) kaçacak delik aramaktadır. Lakin her ne hikmetse, yine filmin sonlarına doğru gerçek perdesi ayan beyan serilir izleyenin gözlerine ve aslında sarışın Marie ablamızın katilin bizzat kendisi olduğunu “Vay Anasını...” nidaları eşliğinde farkediveririz. Film Secret Window misali bu dönüm noktasında bitirilmez, bir posta daha şiddete bulaşmak adına, Marie’nin en yakın arkadaşı Alexia’yı (Maïwenn Le Besco) ziyadesi ile samimi bir sevgi göstergeci olan motörlü testere ile kovalamasını izleriz. Kan revan içerisinde sona akar film...
Fight Club
Fight Club

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

tuttum

fckmeimfamous | 12 Haziran 2008 15:41 | 8 yorum var
 | 17 kez tutulmuş

Eternal Sunshine of the Spotless Mind

\
Arıza filmlerin yönetmeni Michel Gondry'nin üçüncü filmi "Eternal Sunshine of the Spotless Mind", modern zamanın bilimkurgu'dan uzak bir bilimkurgu ve "You can erase someone from your mind. Getting them out of your heart is another story" (birini aklından silebilirsin ama kalbinden silmek başka hikaye) mottosuyla da dibine kadar bir aşk filmi. İkisinin nasıl biraraya geldiğini sormayın, filmi izleyin yeter.
Jim Carrey, Kate Winslet, Tom Wilkinson, Kirsten Dunst, Elijah Wood ve Mark Ruffalo'yu kadrosunda barındıran film, Joel Barish'in "ufacık bir işaret gördüğü her kadına aşık olan adam" Clementine Krucinzsky'ye aşkını anlatıyor.
Clementine ile mutlu bir beraberliği olan Joel, ilişkisinin artık "sıkıcı çiftlerin ilişkilerine" benzediğini görür ve ilişki de kötüye gitmeye başlar. Son noktasında Clementine Joel'u terkeder ve Joel'a dair hafızasında ne varsa sildirir.

Etiketler: , , , , , , , ,

tuttum

xerre | 29 Mayıs 2008 15:59 | 9 yorum var
 | 17 kez tutulmuş

Tim Burton

\

Tam ismi Timothy William Burton olan yönetmen 25 ağustos 1958’de Kaliforniya’da dünyaya geldi. Kariyerine kısa film yönetmeni olarak başlayan Tim Burton, lise öğretimi sırasında Disney’den burs kazanarak burada animasyon eğitimi görüp Walt Disney Stüdyolarında çalışmaya başladı fakat daha sonra sıkılıp buradan ayrıldı. Tam bir Vincent Price hayranı olan yönetmen en bilinen kısa filmi olan Vincent’i ondan esinlenerek çekti ve ona ithaf etti.

Vincent in dışında birkaç kısa ve orta metraj filmden sonra ilk uzun metraj denemesi olan Pee-wee's Big Adventure’ı çeken yönetmen, bu filmin de müzikler için Danny Elfman ile birlikte çalıştı. Ed Wood hariç bundan sonraki bütün filmlerinin müziğini Danny Elfman’a yaptıran yönetmen, asıl adını duyuracak olan ve kadrosunda Alec Baldwin, Geena Davis, Michael Keaton ve Winona Ryder’ın bulunduğu film için koları sıvadı.
Kendisi ve hayal gücüyle tam olarak ilk kez Beetle Juice filminde tanıştığımız yönetmen, bu filmiyle de en iyi makyaj dalında Oscarı aldı.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

queennothing | 02 Haziran 2008 12:21 | 9 yorum var
 | 16 kez tutulmuş

Helena Bonham Carter

\

1908 yılında Henry Campbell-Bannerman’in İngiltere başbakanlığından istifa etmesiyle Herbert Henry Asquith yeni İngiltere başbakanı oldu. 1916 yılına kadar ülkeye başkanlık yapan H.H. Asquith, “1. Dünya Savaşı” ve “Parlamento Yasası” gibi İngiltere tarihine geçen olaylar esnasında da ülkenin başında bulunuyordu. 1916 yılının Aralık ayında istifa eden H.H. Asquith, Helena Bonham Carter’ın büyük-büyük babasıdır. (Helena’nın babası Raymond Bonham Carter’ın babasının babası).
1902 doğumlu ünlü yönetmen Anthony Asquith ise, H.H. Asquith’in oğludur. (Helena’nın büyükbabası). Anthony Asquith, 1927 yılında yönetmenliğini yaptığı “Shooting Stars”, 1928’de “Underground”, 1932’de “Dance Pretty Lady”, 1938’de “Pygmalion”, 1943’te “We Dive at Dawn”, 1951’de “The Browning Version”, 1963’te “The V.I.P.s”, 1964’te “The Yellow Rolls-Royce” gibi filmleriyle tanınırdı.
Antony Asquith’in kız kardeşi Violet Asquith, Maurice Bonham Carter ile evlendi ve bu evlilikten 4 çocuk dünyaya geldi; Cressida Bonham Carter (1917), Laura Miranda Bonham Carter (1918), Mark Raymond Bonham Carter (1922) ve Raymond Henry Bonham Carter (1929).
Bank Of England’da bankacı olan Raymond Henry Bonham Carter ile Elena Propper De Callejón hayatlarını birleştirmeye karar vererek İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Golders Green’e yerleşmeye karar verdiler.
1966 yılında çiftin ilk bebekleri dünyaya geldi; Helena. Helena’dan sonra Edward ve Thomas adlarında iki oğulları oldu.
26 Mayıs 1966 tarihinde doğan Helena, henüz 5 yaşındayken önemli aile sorunlarıyla karşı karşıya kaldı. Ciddi bir sinir krizi geçiren annesinin gerçek anlamda toparlanması 3 yıl sürdü ve bu süreçten sonra anne Elena, psikoloji ile ilgilenmeye başladı; başarılı bir psikiyatri uzamanı oldu.
Londra’nın Hampstead Kasabası’nda bulunan “South Hampstead Kızlar Okulu”nda okudu.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

queennothing | 05 Haziran 2008 09:40 | 9 yorum var
 | 15 kez tutulmuş

Reservoir Dogs (Rezervuar Köpekleri)

\

1963 doğumlu Amerikalı yönetmen Quentin Tarantino, 1987 yılında ilk yönetmenlik denemesi “My Best Friend’s Birthday”den sonra 1992 yılında “Reservoir Dogs” ile sinema dünyasına gerçek anlamda “yeni bir tat” getirdi.
Pulp Fiction”, “Natural Born Killers”, “Death Prof”, “Jackie Brown” gibi sinema dünyasında ‘kült’ olmuş filmlerin arkasındaki başarılı isim Tarantino, kimilerine göre bir “dahi”; kimilerine göre ise “anlamsız filmlerin yönetmeni”.

\

Çeşitli film festivallerinde toplam 6 ödül kazanan “Reservoir Dogs”, ‘90’lı yılların başında amatördüm’ diyen Tarantino’yu izleyicilerin gözünde haksız çıkarıyor.
Joe Cabot, işlerini oğlu Eddie ile birlikte yürüten ünlü bir mafya babasıdır. İsrail’e gidecek fazla miktarda elmasların bulunduğu mağazayı soymak için oğlu Ed’in de bulunduğu 6 kişilik bir ekip oluşturur. Joe’nun en önemli kuralı, işin büyük bir gizlilik içinde gerçekleşmesidir. Bu yüzden ekipteki herkese gerçek isimlerini kullanmayı
\
yasaklar ve onlara birer lakap takar;
Mr. White” (Harvey Keitel), “Mr. Orange” (Tim Roth), “Mr. Pink” (Steve Buscemi), “Mr. Blonde” (Michael Madsen), Quentin Tarantino’nun canlandırdığı “Mr. Brown”. Sadece oğlu Eddie Cabot (Chris Penn) kendi ismini kullanabilecektir.
\

Rezervuar Köpekleri” adlı altı takım elbiseli adamın, büyük bir ‘profesyonellikle’ planladıkları soygun işine, polis baskını engel olur. Bu baskınla, ekipte bir ‘köstebek’; yani polis olduğunu anlarlar. Sığındıkları depoda ‘aralarındaki polisin kim olduğunu’ anlamaya çalışırken yaşanan trajikomik olaylar, vazgeçilmez Tarantino diyalogları ve her anı sürprizli geçen aksiyon sahneleriyle bir “suçlu-polis” filmi.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

queennothing | 07 Haziran 2008 20:19 | 6 yorum var
 | 13 kez tutulmuş

Pulp Fiction

\

Film kritikleri, kullanıcı yorumları, anket soruları, Türkiye ve dünyadaki “sinema” anlayışı, Quentin Tarantino ve onun paha biçilmez “Pulp Fiction”ı. İnternetin en büyük film portalı “IMDb” (Internet Movie Database) kullanıcılarının verdiği oylarla 10 üzerinden 9’a yakın duran sinemanın kilometre taşlarından biri “Pulp Fiction”. 1994 yılının ganster Travoltasıyla; Samuel L. Jackson’ın 9 milimetrelik silahıyla, Uma Thurman’ın kısa ve kahküllü saçlarıyla, Bruce Willis’in Bora Boracasıyla, Tarantino’nun yönetmen koltuğunu ‘şifreli taht’a çeviren karışık bir film “Pulp Fiction”.

\

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

queennothing | 04 Haziran 2008 10:20 | 9 yorum var
 | 12 kez tutulmuş

Fikret Kuşkan

\

Halıcıoğlu’nda yaşayan 6 kişilik Kuşkan ailesinin 7. üyesi olarak 22 Nisan 1965 yılında dünyaya gelen Mehmet Fikret Kuşkan, 1 yaşına geldiğinde dört ablasıyla birlikte İstinye’ye taşındı.
Fikret 4 yaşına geldiğinde, babası felç geçirdi ve artık hayatına ‘yatakta’ devam etmek zorunda kaldı.
‘Evin tek erkeği’ olan Fikret, ortaokul yıllarında bunu babasının ölümüyle fark eder ve okulu bırakıp çalışmaya başlar. 13 yaşında marangozculuk yaparak iş hayatına atılan Fikret, ‘diğer babası’ olarak gördüğü tarih öğretmeninin daveti üzerine Tokat’a gitmeye karar verdi. Henüz 13 yaşındayken kendi hayatıyla birlikte ailesinin de sorumluluğunu almaya çalışan Fikret, okumak için gittiği Tokat’ta ‘şehirli’ muamelesi gördü. İstanbul’dan sonra Tokat – Almus’a ayak uydurmak Fikret’i zorladı; nihayet başaran Fikret, 3 yılın sonunda tekrar İstanbul’a, ailesinin yanına döndü.
Kuşkan ailesi, maddi durumları gereği İstinye’den tekrar Halıcıoğlu’na taşınmak zorunda kalır. Dört ablası ve annesiyle yaşayan Fikret, Hasköy Lisesi’ne yazılır. Okulun yanı sıra ailesine destek amaçlı çeşitli işlerde çalışan Fikret, sokak kültürüyle büyüdü. Sokak insanları, sokak kedileri ve yılarca hayatın içinden manzaraları izlemek yerine bizzat yaşayan Fikret, bunun olumlu ve olumsuz getirilerini yıllar sonra tek başına yaşadığı çatı katında görecekti.
Fikret, 16 yaşındaydı hayatında bir kez bile tiyatroya gitmemişti. Lise edebiyat öğretmeni bir gün Fikret’i tiyatroya davet etti ve Fikret’in ‘oyunculuk aşkı’ gittiği tiyatro sayesinde başlamış oldu.
Liseyi bitiren Fikret, okul arkadaşlarıyla birlikte Sirkeci’de bir fotoğraf stüdyosu açmaya karar verir.
Fikret liseyi bitirmiştir ama aslında başarılı bir öğrenci değildi. Okul ve dersler ona hep uzak gelmişti.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

vic vega | 24 Haziran 2008 14:55 | 15 yorum var
 | 11 kez tutulmuş

Wanted! (eleştiri)

angelina'nın kalçası bu kez cgi değil!
angelina'nın kalçası bu kez cgi değil!

Wesley Gibson, Michael Scott'dan dahi berbat bir patronla iş günlerini geçirmek durumunda kalan, "başka bişi var ama o ne?" yabancılaşması içinde yaşayan zavallı bir office space mağdurudur,.. Gel zaman git zaman, kendini "Kardeşlik" olarak tanımlayan bir suikast topluluğu tarafından gaza getirilir ve dakikada 400 kere atan kalbi ve file depar attıracak adrenalin seviyesi sayesinde sahip olduğu süper güçleri keşfeder,.. Zaman, suikaste kurban giden bir suikastçi olan babasının öcünü alma zamanıdır,..


Wanted
, "Night Watch" ve arkasından inanılmaz "Day Watch"ı yöneten Timur Bekmambetow'un yeni işi,.. Timur, tam da Hollywood'un aradığı yeni ecnebi kan,.. Size sıkı bir katharsis yaşatacak kafada klavye kırma gibi sahnelerle şiddeti yüceltiyor (işkenceye sıcak bakmayabilirsiniz ama gıcık gittiğiniz iş arkadaşınızın kafasında klayve kıran, üstelik bu arada tuşlarla havada "fuck you" yazan kahramana empati duymayacağınızı söylemeyin!), kahramanımızın üzerinden geçtiği açılır kapanır köprünün yolu kapaması ile "eski hayatını arkanda bıraktın dostum" türünden çok ilkel alt metinler veriyor, Wesley'in adam öldürmeye başladığında nasıl duygusal mambo cambolarla uğraşmak durumunda kaldığına hiç girmiyor, kan göstermekten korkmuyor, yani hiç komplike değil, bilakis oldukça stilize,..

Etiketler: , , , , , , , , , ,

arama

bu site

Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.

son yorumlar