Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan ucandaire.org'da: "meğer robotlarmış!"


sinepil.org

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

Etiket:

 
tuttum

buklet | 30 Aralık 2008 09:51 | 11 yorum var

Yalanlar Üstünde bir film...

\
Yalanlar Üstünde(Body of Lies)
Tür ve ülke : Aksiyon/ABD
Yönetmen: Ridley Scott
Senaryo: William Monahan
Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Russell Crowe, Mark Strong, Golshifteh Farahani.
\

Film meşhur (Hollywood) aksiyon sahneleri ile başlar. ABD İstihbaratının en iyi adamı Roger Ferris rolünde Leonardo DiCaprio'u görüyoruz. Son gizli görevinde olan Ferris, hayatını telefonun diğer ucunda onu yöneten duygusuz sese, Ed Hoffman'a emanet etmiştir. CIA'in kıdemlisi Ed Hoffman bilgisayardan, Ferris'in hareketlerini izleyerek savaş yönetir. Ortaya yeni çıkmış bir terörist liderini kontrol edebilmek için, Ferris'in içlerine sızması gerekmektedir. Her zaman olduğu gibi sıradan ABD filmi, içeriğinin önüne geçen bol bol aksiyon sahneleri ile dolu bir film işte...
Ayrıca, bu yeni türettikleri lider ile birlikte, İslam aleminin ABD'den intikamı söz konusudur.
İşte tipik bir yapım ve Yalanlar Üstünde adına uygun yalanlar üzerine bir film diyebilirim. Irak savaşı ve ABD'nin kendi halkına empoze ettiği, İslam tehlikesi (İslam aleminin kendilerine olan güya düşmanlığı gibi) ve buna bağlı yalanlar silsilesi...
Böylece filmler ile de halka aslında kendi yaptıklarını (başlattıkları savaşı) temize çıkarmak ve sanki karşı taraf yapıyormuş gibi göstermek ana fikirleri ve adından da anlaşılacağı gibi yalanlar üstünde....

Tabiki izlemek elinizde ve farklı eleştiriler de eklenebilir...

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

buklet | 23 Aralık 2008 16:54 | 2 yorum var

Nicholas RAY : “Geçmiş Zaman Ve Yönetmen Sandalyesindeki Aykırı Uç”

\
Amerikalı Nicholas Ray(1911-1976), Hollywood’un marjinal yönetmenlerinden biridir. Özellikle, “Rebel Without A cause” (Asi Gençlik-1955) adlı kült filmin başoyuncusu James Dean’in idolleşmesinde de Ray’in payı büyüktür. Ray, mimarlık eğitimi görmesine karşılık, Elia Kazan, Martin Ritt ve John Houseman ile birlikte yönetmen ve oyuncu olarak değişik projelere imza attı.
İlk filmi “They Live By The Night” (Dönülmeyen Yol-1947) adlı kriminal bir melodram olup, polisten kaçan iki sevgiliyi anlatıyordu.
\

1949 yılında “Knock on Any Door” (Cinayet Mahkemesi) adlı dram ile Ray, çaresizlik içindeki bir bireyin kişisel tatminini ve gerçeği arayışını anlatır. Humphery Bogart hem bu filmde, hem de “In Lonely Place” (Tehlikeli İşaret) adlı filminde başrol oyuncusuydu. Tehlikeli İşaret filminde bir senaristin cinayetle suçlanma öyküsü anlatılıyordu.
1952’de “Flying Leathernecks” (Guadal Kanal Kahramanları) filmi ile Japonlara karşı savaşan ABD’li pilotları konu alıyordu.
\
Asi Gençlik (1955), Ray’in en ünlü filmi oldu. Jimmy karakteri ile James Dean’de bu filmle o dönem gençliğinin sevgilisi oldu. Bu film içeriksel tadının yanında renkli oluşuyla da ayrıcalık kazandı. Bu filmden sonra Jesse James adlı kahramanın hayatını filmleştiren fakat yapımcılarla anlaşamayan Ray, bu film yüzünden Hollywood’u terk etti.
1960’dan sonra Avrupa’da sanatsal yönden özgür olabileceğini düşünen Ray, burada da aradığını bulamadı.

Amerikalı yönetmen Larry Clark, şu sıralar Nicholas Ray üzerine bir film yapıyor.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

schizophrenia13 | 26 Kasım 2008 10:05 | 0 yorum var

the party

the party
the party

birçok insan için peter sellers denildiğinde akla gelen ilk filmi özelliğini taşıyan the party, tahmin edebileceğiniz gibi bir sellers & blake yapımı.
1968 yılında beyaz perdede boy gösteren filmde hintli bir aktör olan hrundi v. bakshi'nin, 1960'lı yılların hollywood'unda sosyeteninde katıldığı lüks bir partiyi nasıl alt-üst ettiğini ve sakarlıklarını izleriz. bakshi'nin aşık olduğu kadın michele monet'yi ise claudine longet canlandırmış.
senaryosu 56-60 sayfadan ibaret olan filmin bu hale gelmesinin baş sorumlusu olarak ise sellers gösterilmekte, filmin müziklerini henry mancini üstlenmiş.
izlerken gülmekten kırıp-geçiren bu filmin aslına bakarsanız anlatılacak çok bir yanı yok, tüm maharet sellers'ın vücut dilinde, izlemeden kanaat getirilemeyecek bir film, filmin unutulmayan repliği ise birdy num num olarak akıllara kazınmış.

Etiketler: , , , , , , , , ,

tuttum

queennothing | 21 Ekim 2008 11:40 | 3 yorum var

Salma Hayek

\

Gözünü Meksika'dan Hollywood'a diken, ailesi başta olmak üzere yoluna çıkan herkesi yanıltmayı başaran "femme fatale"; Salma Hayek Jimenez.
Lübnan asıllı zengin bir iş adamı olan Sami Hayek Dominguez ile Meksikalı opera sanatçısı Dani Hayek evliliğinin ilk çocuğu. 2 Eylül 1966 tarihinde Meksika'yı oluşturan 31 eylaletten birinde; merkezin doğusunda yer alan Veracruz'da dünyaya geldi. (Coatzacoalcos)

Daha sonra, aileye 'Sami' adında bir erkek çocuğu daha katıldı.
Meksika'da normal bir hayat sürdüren Hayek ailesi, Salma'nın henüz 5 yaşındayken sahnede izlediği "Willy Wonka and the Chocolate Factory" adlı fantastik / müzikal oyundan etkilenip de kurduğu oyunculuk hayallerine aldırış etmedi.
Salma 12 - 13 yaşlarına geldiğinde aktris olma isteğini bastıramıyordu, fakat her seferinde ailesinin onun için yaptığı planlar daha baskın geliyordu. Salma için karar verilmişti; iyi gelir getiren düzenli bir işte çalışacak ve geleceğini garanti edecekti. Uzun süre onların istediği gibi davransa da, 'kendi kimliği'ni daha fazla bastıramadı ve ailesine karşı çıktı.
Meksika Ulusal Üniversitesi'nde profesyonel oyunculuk eğitimi almaya başlayan Hayek, bir çok tiyatro ve reklam filmlerinde rol aldı.

\

İlk olarak 1988 yapımı "Un Nuevo amanecer" adlı TV dizisinde rol alan Hayek, bu romantizm temalı pembe dizide 'Fabiola' karakterini canlandırdı.
1989 - 1991 yılları arasında ise, daha sonra adından sıkça söz edilecek ve "Salma Hayek'i Meksikalılar'a tanıtan dizi" şeklinde anılacak olan "Teresa" adlı pembe dizide de rol aldı. Dizide, Kaliforniyalı müzisyen Roberto Enrique ve "Babel"den tanıdığımız aktör Gael García Bernal da rol almıştı.

Meksika sokaklarında parmakla gösterilecek kadar ün sahibi olan Hayek, Hollywood’da kararlıydı. Çünkü, Meksika’da ne kadar başarılı ve ünlü olursa olsun, asla tatmin olmayacağını ve çok fazla kazanamayacağını biliyordu.
Meksika başarısının ardından arkadaşları ve ailesi de Hayek’e destek oluyordu. Nişanlısı Richard Anthony Crenna JR.’dan da (Richard Crenna'nın oğlu) ayrılarak Hollywood’a gitti.

\
Hollywood; kurtlar sofrası. Meksika aksanıyla Hollywood’da şansı düşüktü. “Bir Meksikalı’nın Hollywood’da işi yok” denildiyse de, 1941 yapımı “Shadow of the Thin Man” adlı filmle tanınan aktris Stella Adler, Hayek’e oyunculuk ve diksiyon dersi vermeye başladı. Adler, 1992 yılının Aralık ayında yaşamını yitirdi.

Hollywood yıldızlarından Liv Tyler’da da bulunan “Dyslexia” hastalığı, Hayek’de doğuştan vardı. (Harfleri veya rakamları karıştırma. Kişi, düşündüğü şeyi değil ağzından çıkan şeyi söyler. Mesela, kişiye yaşı sorulduğunda, 35 ise 10 diyebilir. Bu hastalık, beynin sol tarafındaki işlev bozukluğundan kaynaklanıyor. Tedavi edilmesi için, kişiye özgü öğrenme teknikleri geliştirmek gerekiyor.)

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

denizdogan | 04 Eylül 2008 10:17 | 12 yorum var

film müziksiz olmaz

trainspotting soundtrack
trainspotting soundtrack
Bizi etkileyen aklımızda kalan filmlerin mutlaka tema müziklerini hatırlarız. Film müziği (soundtrack) denizdeki iyot kokusu gibidir. Ciddi bağımlılık yapar. Fakat beyne ve kalbe hiç bir zarar vermez. Gözü kadar kulakları da sağlam izleyicilerin zamanla takip ettiği bir frekansa dönüşür.
pulp fiction soundtrack
pulp fiction soundtrack
Son yıllarda profesyonel isimler filmlere öyle olumlu katkılar yaptılar ki doğal olarak bu alan başlıbaşına bir branş oldu. Film türlerine göre film müziği tasarımcıları oluştu. Gerek müzik bilgileri gerekse filme getirdikleri taptaze soluklarıyla sinema sektörünün çözüm üreten insanları haline dönüştüler.

american beauty soundtrack
american beauty soundtrack
Özellikle yüksek bütçeli Amerikan film endüstrisi, gelişen görsel imkanların yanında insanların ruhuna hitap etmek ve duygularını canlandırmak adına film müziklerinin belki de filmin önünde kullanılmasını sağladılar. Bu tamamen popüler bir yaklaşımın sonucu tanınan müzisyenlerin duyulmuş parçalarıyla filmin tema müziğini oluşturdular. Bir bakıma toplama film müziği albümleri yöntemi kullanıldı.

Fakat bu durum fena da olmadı. Film müziklerinin bir albümü olma fikri ve ticari olarak buradan da ciddi ciddi para kazanılması sektörü hep canlı tuttu. Müzik marketlerde Soundtrack bölümleri genişlemeye başladı. Hollywood kadar alternatif film sektörü de kendisini fazlasıyla yeniledi. Müzik kalitesini daha da yukarıda tuttu. Gün yüzüne çıkamamış veya sanatsal altyapısı olan fakat tozlanmış müzisyenleri tanıma fırsatımız oldu.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

tuttum

ashg | 14 Ağustos 2008 10:06 | 1 yorum var

Christopher Nolan ve Bir Kahramanın Gerçekliği

Chistopher Nolan, Hollywood’un belki de en iyi Avrupalı transferlerinden biri. Yönetmeni bu kadar özel bir sinemacı kılan özelliği ise, her kesin gün yüzüne çıkarmaya korktuğu eksik ve karanlık tarafın üzerine bile bile korkmadan gidişi.

Nolan iş başında
Nolan iş başında

Nolan’ın tek bir sinema kariyeri var. Ama asıl başarısı izlediği çift şeritli bir yolun her iki şeridini de oldukça verimli kullanmasından geçiyor. Birinci şerit küçük kardeşi Jonathan Nolan ile imza attığı bağımsız filmlerin bulunduğu şerit. Diğer şerit ise büyük Hollywood stüdyolarında gerçekleştirilen büyük bütçeli dev yapımlar. “The Following” (Takip) on sene önce adı sanı duyulmamış yönetmenin ilk önemli çıkışı olarak kabul edilebilir. Nolan bu filmde ilk tematik dertlerinin de sinyallerini verdi. Filmin ana karakteri genç bir yazar (Jeremy Theobald) hem yaşadığı metropol yalnızlığı ile başa çıkmaya çalışıyor hem de karanlık yönünü gün yüzüne çıkarmaya çalışıyordu. Bu iki tema bir femme fatale ile tamamlanınca sürükleyici bir kara film ortaya çıkıyordu. Tamamı siyah beyaz olan bu bağımsız film İngiltere içindeki başarısını kısa bir süre Britanya sınırları dışına taşıdı. “The Following” Rotterdam film festivalinde Altın Kaplan ödülüne değer görüldü. Bu büyük başarıdan sonra dikkatleri üzerine çeken Nolan (Kardeşler) adlarını tüm dünyaya duyuran asıl proje üzerinde çalışmaktaydılar: “Memento”! Jonathon Nolan’ın kısa hikayesi “Memento Mori” den esinlenerek yazdıkları senaryo ile bir anlatı sanatı olan sinemaya yeni bir soluk getirdi. Zamanı esneten kurgu anlayışı, insan hafızasını farklı bir biçimde yorumlamaları, modern bir klasik olarak kabul edilen kült film “Memento”yu ortaya çıkardı. Nolan, “Memento” da ana karakteri Leonard’ın (Guy Pearce) hafızasını iki ayrı film "strip"e ayırıp birini filmin sonundan diğerini ise filmin başından başlatıyordu. Bu yenilikçi yaklaşım filmin ana motifi olan eksik-kırık zaman duygusunu ve “Memento”nun ana atmosferini başarılı bir şekilde perdeye taşıyordu. “Memento” Nolan Kardeşlere Oscar’da en iyi senaryo dalında adaylık getirdi. “Memento”yu ”Insomnia” izledi. Başrollerini Al Pacino ve Robin Williams paylaştığı ”Insomnia” Nolan’ın kariyeri için “yeni ilkler”in filmiydi. Yönetmen ilk defa Hollywood’un deneyimli isimlerini yönetiyor ve ilk defa bir yeniden yapım (re-make) gerçekleştiriyordu. 2005 yılına gelindiğinde genç yönetmene Hollywood’dan büyük bir teklif geldi: “Batman Begins” (Batman Başlıyor) Nolan, “Batman Begins”i karanlığın içinden tekrar doğurdu ve bu kez Christian Bale’in canlandırdığı Batman’in üzerine üzerine gitti. Batman’i yalnızca çizgi roman sayfalarından beyazperdeye geçen bir süper kahraman olarak yaklaşmadı. Karakterinin geçmişini kurcalayan Nolan, Batman’i derinleştirdi ve inandırcı bir karakter olmasını sağladı. “Batman Başlıyor” yerine filme başka bir başlık aransa bu başlık “Batman Nasıl Doğdu ?” olabilirdi. Batman’i “Batman” yapan sadece kara pelerini ve uzun kulaklı şapkası değildi. Neden yarasa figürünü seçmişti, Gotham’da neden geceler hep uzundu? Nolan birer birer bu soruları yanıtladı ve karşımıza Christian Bale’in de belirttiği gibi gülünç olmaktan kurtulmuş bir Batman’i karşımıza çıkardı.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

lee ion | 10 Temmuz 2008 15:00 | 1 yorum var

Film Afişleri Ödülleri Sitesi

www.impawards.com
www.impawards.com
impawards.com
adlı site yıllara göre en iyi ve en kötü film afişlerini seçmiş. Ayrıca sitede 1912' den 2009'a kadar gösterilmiş veya gösterime girecek olan filmlerin afişleri yer almaktadır. 22,000 afişi arşivinde barındıran bu site, internetin en büyük film afişi arşivine sahip sitelerinden biridir.
1912 yapımı Richard III filminin afişi
1912 yapımı Richard III filminin afişi

Sitenin anasayfasında gösterime girecek filmler, box office sıralaması, film afişleriyle ilgili son haberler yer almaktadır.

Yıllara göre filmleri sıralayabileceğiniz gibi, ister başrol oyuncularına, ister yönetmenine, ister afişin dizaynerına göre de sıralayabiliyorsunuz.

Adında anlaşılabileceği gibi site 1999'dan günümüze kadar film afişlerini en iyi ve en kötü olarak seçmiş ve onlara ödüllerini bu kategorilerde vermiş. Bu bölüm sitenin yıllık ödüller sayfasında yer almaktadır.

Ayrıca sitede en son televizyon dizilerinin afişlerinin de yer aldığı bir bölüm bulunmaktadır.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

tuttum

toz66 | 03 Haziran 2008 11:06 | 12 yorum var

Böyle "Baba" Görülmedi - The Godfather 1

The Godfather
The Godfather
Onlar, sinema tarihinin büyük babaları... En büyük baba ise Don Vito Corleone ( Marlon Brando)... New York'un en güçlü ailesi ise İtalyan Corleone ailesidir. Aile göçten sonra sıkı bir şekilde birbirine bağlanmış, güçlenmiş, kendilerine göre iyi bir aile; başkalarına göre ise büyük bir mafya olmuştur. New York'taki güçlü çevreler Corleone ailesi ile birlikte uyuşturucu işine girmek istemişlerdir. Bu teklifi reddeden Don Vito Corleone, çevresine düşman toplamış ve bu düşmanlık kendisine suikast düzenlenecek kadar ciddileşmiştir. Yaşanan düşmanlıklar sonunda yıpranan Büyük Corleone, yerine veliaht olarak soğuk kanlı 2. Dünya Savaşı'nın Kahramanı, en küçük oğlu Michael ( Al Pacino) tayin eder. Mafyalık işleriyle alakası olmayan Michael bir anda kendisini çatışmaların ve intikamın içinde bulur...
\

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

tuttum

toz66 | 21 Mayıs 2008 09:36 | 11 yorum var

Koş Forrest Koş!

\
Forrest Gump... Zihinsel engelli olmasına rağmen hayatı tesadüflerle dolu, mutlu insan Forrest Gump...Küçük yaştaki zorlukları annesinin desteğiyle aşmaya çalışan bir kişiyken büyüdüğünde hayatındaki zorlukları büyük bir beceri ve şansla yenmiş, mutlu bir şekilde hayatını devam ettirmişitir. Küçük yaşta zihinsel engelli olmasının yanı sıra bedensel engelli de olan Gump, mahalle fırlamalarının zorbalıklarından kaçarken tesadüfen bedensel engelini yenmiş ve yürüyüşü gibi hayatı da her zaman "koş, koş Forrest, koş..." nidasıyla yaşamış ve bütün işlerini zorluklardan kaçarcasına hızlı bir şekilde yenmiştir.
Tom Hanks'in unutulmaz filmlerinden ödüllü Forrest Gump herkesin arşivinde bulunması gereken büyük mesajlar veren izlenesi, çok güzel bir film... İzleyen herkesin içerisinden kolayca ders çıkarabileceği sevimli bir Amerikan yapımı...

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

cavo | 05 Mayıs 2008 11:21 | 3 yorum var

Yeşil sokak holiganları (Green Street Hooligans)

Yeşil sokak holiganları
Yeşil sokak holiganları
İşte futbol holiganlığını tüm gerçekliğiyle gözler önüne seren güzel bir film... Eğer özellikle ingiliz holiganlığı nasıl oluyor diye merak ediyorsanız bu filmi mutlaka izleyin. Futbolu ve şiddeti birbirinden ayıramayan fanatiklerin hayatlarını bir yandan da duygu dolu bir tempoyla anlatan izlenmeye değer bir film. Matt(Elijah Wood), bir yanlış anlama sonucu Harward üniversitesinden atılmış ve ablası Shannonun(Claire Forlani) ailesiyle birlikte yaşamak için londraya gelmiştir. Pete(Charlie Hunnam) ile tanışması Londra'nın şiddet dolu yüzüyle karşılaşmasına sebep olur. Pete ve arkadaşları, ingilterenin en sert futbol kulüplerinden birinin ''Green street elite'' adlı fanatik taraftar grubunun bir parçasıdır. Matt, bu dünyanın içine çekildikçe sokak kanunlarının okulda öğrendiği doğrulardan oldukça farklı olduğunu anlamak zorunda kalır. hayatının en önemli dersini de yine sokaktan alacaktır. Filmde özellikle sadece futbol holiganlığını değil, bunun getirdiği şiddeti, öfkeyi, düşmanlığı, bunlarla birlikte dostluğu, kardeşliği ve fedakarlığı pekiştirerek ortaya konmuştur. Bu nasıl olur diyorsanız ve futbolu, hayatla ilgili filmleri seviyorsanız kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Aslında filmin yönetmeninin bir bayan olması bu filmi daha da ilginç kılıyor. Futbolu bu kadar iyi anlatabilecek bir bilgiye sahip olan Lexi Alexander gerçekten güzel bir iş çıkarmış. Bunu duyduğumda şaşırmadığımı söyleyemem.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

arama

etiket menüsü

bu site

Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.