Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan bildirgec.org'da: "Page Rank 9 Olan Türk Siteler"


sinepil.org

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

Etiket:

 
tuttum

queennothing | 09 Ekim 2008 09:11 | 8 yorum var

Yönetmenlerin Bilinmeyen Yönleri

Stanley Kubrick
Stanley Kubrick

Yönetmen” kavramı, sinema ve tiyatro sanatının en önemli unsurudur. Bir yönetmen sadece filmi değil, aylar süren çekimler boyunca tüm ekibi de yönetir aslında. Sinemayı gerçekten seven, farklı bakış açılarını kabul edebilen insanlar, bir film izlerken “yönetmen” kavramının üstüne düşer.
Sinema sanatı için bu kadar önemli bir sıfatı taşıyan insanların ‘enteresan’ olarak nitelendirebileceğimiz bazı özellikleri var. İmaj verirken izledikleri yol olsun, rahatlamak için başvurdukları yollar olsun, atmosfere girebilmek için aldıkları terapi uygulamalarına kadar şaşırtıcı bir çok şey bulunuyor.

(Sinemada imaj vermek; yönetmenin, oyuncuya istediği performansı verdirtmek için söylediği, örnek verdiği, düşündürttüğü şeyler. Mesela, "Vahşi bir aslanın üzerine koştuğunu düşün o korku ifadesini yüzüne yansıt" gibi.)

Kişisel bir şey ama ‘yönetmenler’ başlığı altında bunu da eklemek istedim; Quentin Tarantino, ayak fetişistidir. “Pulp Fiction”daki meşhur ayak masajı ve “Kill Bill” (V1 ve V2)serisiyle Uma Thurman’ın ayaklarını çok sevdiğini her fırsatta dile getiriyor. Sadece “Death Proof” filmini izleyerek Tarantino’nun ayak fetişisti olduğunu anlamak zor değil.

Quentin Tarantino
Quentin Tarantino

Casino”, “The Departed”, “Raging Bull”, “The Color of Money” gibi bir çok başarılı filmin yönetmeni Martin Scorsese, beğenmediği sahneler için asla “kötü oldu” demez; tekrar çekerken oyuncuya “gayet iyi oldu ama daha iyi olabilir, daha iyi olacak” dermiş. Çünkü, profesyonel bir yönetmenin, oyuncusunun moralini hep yüksek tutması gerektiğine inanıyormuş.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

fckmeimfamous | 17 Haziran 2008 17:40 | 1 yorum var

Travis Bickle

Travis Bickle, Taxi Driver'da Robert DeNiro'nun büyük başarıyla canlandırdığı arıza karakterdir. New York'a dair olan görüşünü, "bence birisi bu şehri alıp tuvalete atmalı ve üstüne sifonu çekmeli" diye çok güzel özetleyen, içindeki saklı şiddeti, bir yandan da ahlak anlayışını özene bezene bize yediren bir anti-kahraman.

Bilgisayarda yapılmış bir Travis Bickle boyaması
Bilgisayarda yapılmış bir Travis Bickle boyaması

Martin Scorsese'nin 1976 tarihinde yönetmenliğini yaptığı, senaristliğini Paul Schrader'in yaptığı, yan rollerinde Jodie Foster ve Harvey Keitel'ın oynadığı imdb'de en iyi 250 film sıralamasının şimdilerde 35. sırasında olan mükemmel filmin, mükemmel yaratılmış karakteri. Yalnız, kendini dış dünyadan izole etmiş bir adam olan, geceleri, hiç zevk almasa da porno filmlere giden, New York belediye meclisi seçimlerinde aday olan Charles Palantine'ın (Leonard Harris) kampanya yöneticilerinden birine masumca aşk besleyen, yaşı küçük bir fahişeyi yaşadığı hayattan kurtarma sorumluluğunu da kendince üstüne almış ahlaklı bir adam ve içindeki "şehre karşı olan" nefretini her an dışarıya çıkarmaya hazır bir karakter aynı zamanda.

Etiketler: , , , , , , , , ,

tuttum

agurbuz | 11 Haziran 2008 10:09 | 2 yorum var

Casino (1995)

Casino
Casino
Casino (1995) Kumar, Mafya ve şekillendirdiği hayatları irdeleyen ve boşroldeki üçlü nedeniyle (özellikle Sharon Stone) kaçırılmaması gereken bir film.

Ace Rothstein (Robert De Niro), iyi bir kumarbaz ve kumarhane işletmecisidir. İşi ise, görünmek istemeyen patronlarının emanet ettiği kumarhaneyi yönetmek ve daha çok kazandırmaktır. Sicili sebebiyle kumarhane işletmecisi olamadığından müdür sıfatıyla bu işleri yürütmektedir. Patronları, kumarhanenin ve Ace'in tepki çekmesi üzerine işlerinde yardım etmesi ve güvenliği sağlaması için eski dostu Nicky'i (Joe Pesci) gönderirler.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

agurbuz | 10 Haziran 2008 16:46 | 1 yorum var

Goodfellas (1990) (Sıkı Dostlar)

Sıkı Dostlar
Sıkı Dostlar
Martin Scorsese'nin Nicholas Pileggi'nin Wiseguy adlı kitabından yazarla beraber sinemaya uyarladığı ve yönettiği, Gangsterlerin yaşam tarzları, iç hesaplaşmaları ve Mafya oluşumu üzerine bir başyapıt.

Film Henry Hill adında bir gangsterin (fun sitesi) gerçek yaşam hikayesini anlatmaktadır.

"Kendimi bildim bileli, hep gangster olmak istemişimdir.
Benim için gangster olmak Birleşik Devletler başkanı olmaktan bile daha önemliydi.
Okul sonrası çalışmak için taksi durağına gitmeden önce bile onlara katılmak istediğimi biliyordum.
Oraya ait olduğumu biliyordum. Bu benim için, önemsiz insanlarla dolu bu yerde birisi olmak demekti.
Kimseye benzemiyorlardı. Ne isterlerse yapıyorlardı.
Yangın musluklarının önüne park ediyorlardı ve hiç ceza yemiyorlardı.
Bütün gece kağıt oynadıklarında kimse polis çağırmıyordu."
Ray Liotta (Henry Hill-Filmin başlangıç bölümünden)

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

Razielz | 16 Mayıs 2008 14:43 | 11 yorum var

Yönetmen, yani yöneten insan

\

Film izlemeyi aklımızdan geçirdiğimiz zaman yapabileceklerimiz arasında : sinemaya gitmek, cd-dvd’den izlemek, internetten indirmek veya tv'den izlemek gibi seçenekler bulunmaktadır.
Evde otururken canımızın sıkıldığını hissettiğimizde televizyonu açıp, kanallar arasında zapping yaparken denk gelen herhangi bir filmi izleyebiliriz veya önceden tv dergilerinden gördüğümüz bir filmi bekleyip izleyebiliriz.
Evde tv'den film izlemek açıkçası benim yıllardır yapmadığım bir şey, çok severek izlediğim tv-dizilerini bile artık tv'den izlemiyorum. Reklam arası, tv'nin ses kalitesi, çevre şartları (çoluk çocuk, anne, baba, misafir) gibi engelleyici faktörlerden dolayı evimde film veya dizi izleyeceğim zaman bilgisayarıma yöneliyorum. Güzel bir ses sistemi, büyükçe bir monitor, kaliteli görüntü(DVD, HD) ve yüksek hızlı internet(veya cd-dvd'ler) yeterli oluyor.
Ama sanıyorum çoğunuzun bana katılacağı gibi film izlemenin en zevkli yeri sinemadır. Atmosfer, ses sistemi, dev ekran, patlamış mısır (içimde her ne kadar yiyenleri öldürme hissi doğursa da), bileti ikiye bölen eleman, fenerle yer gösteren eleman sinemada film izleme keyfini artırır. Aslında şimdiye kadar kısaca anlattıklarım çok farklı bir konu olarak yazılabilir, işlenebilir ama benim değinmek istediğim konu biraz daha öncesine dayanıyor.
Film izlemeye karar verdikten sonra ilk aşamayı geçmiş bulunmaktayız, ikinci aşamada ise (ki en önemli aşamadır kendileri) izleyeceğimiz filme karar vermek.
Karar verdikten sonrası malum ama filmi seçerken neye göre seçiyoruz?
Bazılarımız oyunculara göre, bazılarımız son çıkan filmleri, başkaları filmlerin ratinglerine bakarak seçerler. Peki siz hangisine göre izleyeceğiniz filmi seçiyorsunuz? Bu faktörlerin biri veya hepsi etkili olabilir tabi ama çok önemli başka bir faktörü daha eklemek istiyorum: Yönetmen.
Bazılarımız için en önemli etkenlerden biri olan yönetmen kriteri bazıları için hiçbir şey ifade etmeyebilir.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

necronamber | 14 Nisan 2008 09:45 | 74 yorum var

Sizin Top 10 Listeniz ?

1.Bir rüya için ağıt (Requiem for a Dream)

\
Bu filmi ilk izledim zamanı hatırlıyorum da etkisinden uzun bir süre kurtulamamıştım. Yönetmen Darren Aronofsky Pi sayısı filminden sonra ikinci filmi 2000 yılı yapımı olan requiem for a dream konusu ve müziği ile ön plana çıkmıştır. Özellikle müzik Clint Mansell tarafından ve Kronos Quartet tarfından derlenmiştir.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

hdmirbs | 10 Nisan 2008 16:52 | 0 yorum var

Shine a Light

Afiş
Afiş
Tam gaz müzik ve insanın iç organlarını alt üst eden bir rock&roll. Shine a Light, 2006 yılında, New York'taki Beacon Theater'da çekilmiş. Filmde dikkati dağıtan kamera ve vinçlerin Mick Jagger'ın öfkelendirdiği oluyor ama Scorsese tınmıyor. Tam tersine, on sekiz kamera, reçele üşüşen sinekler gibi Mick Jagger'ı bir geri vokalistle birlikte She Was Hot'ta coştururken, Keith Richards'ı, görmüş geçirmiş sesini You Got the Silver'a akıtırken, Ron Wood'u, Keith'e bile bir gitarın neler yapabileceğini gösterirken ve Charlie Watts'ı, davullarını doruğa ulaştırırken çekip duruyor. Arşivlik röportajlar insanı şok ediyor: Geçen zaman yüzlerinde çizgiler oluşturmuş ama enerjileri hala patlamaya hazır. Misafirlerin çekimleriyse apayrı. Jack White, Loving Cup'taki idolleriyle birlikte heyecanlı görünürken Christina Aguilera Live With Me'de Mick Jagger'la kendi seksi yolunda buluşuyor. Son darbeyiyse, Stones'la kapışarak ve ağızlarını açık bırakarak, blues efsanesi Buddy Guy, Champagne & Reefer'la vuruyor. Stones seyirciye çalıyor, kameralara değil, ancak set o kadar samimi ve Scorsese'nin odaklamaları o kadar yoğun ki üç boyutta da konseri yaşıyorsunuz. Oradaymışsınız etkisi veren bu büyücü adam, ışığını gezegendeki en büyük rock grubuna yansıtan usta bir yönetmen. Mutlaka seyredin.

KÜNYE:

Etiketler: , , , , , , ,

arama

etiket menüsü

bu site

Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.