Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan hafif.org'da: "İyi ki Doğdun Levi’s - (Claude Lévi-Strauss’un dalya dediği 100. doğum günü anısına…)"


sinepil.org

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

Etiket:

 
tuttum

schizophrenia13 | 23 Kasım 2008 10:11 | 2 yorum var

peter sellers

peter sellers
peter sellers

peter sellers ya da ailesinin verdiği isimle richard henry sellers 1925 yılında southsea, ingiltere'de doğmuş. peter takma adını ailesinden alan sellers, protestan bir baba ve musevi bir annenin oğlu olarak eğitime kuzey ingiltere'de bir katolik okulunda başlamış. oyuncu bir aileden gelen sellers ailesiyle birlikte sahip oldukları kumpanyada çalışmış, oyunculuğun yanısıra sellers ukulele, banjo, davul gibi enstrumanları çalabiliyormuş, dans etmek ise sahip olduğu diğer yeteneklerden birisiymiş. başka kültürlerden insanları canlandırmada ve aksanlarını taklit etmede çok başarılı olmasının belki bir nedeni de 2. dünya savaşı sırasında ingiliz kraliyet hava kuvvetleriyle asya ve avrupa'yı dolaşmış olmasıdır. sellers filmlerinde büründüğü kılıkları dil ve klişelerle besleyebilen ve bunda da çok başarılı olan bir oyuncuydu.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

queennothing | 21 Kasım 2008 17:16 | 0 yorum var

Clint Eastwood, oyunculuğu bırakıyor

\

Unforgiven” efsanesinin yapımcısı, yönetmeni, başıboş kovboyu ‘William’. 1930, Amerika doğumlu efsanevi oyuncu Clint Eastwood (Imdb, VikipediaTR), oyunculuğunu bırakacağını açıkladı.

50’li yıllardan bugüne kadar sinema el attığı her projeye ‘altın’ gözüyle bakılan, ‘kovboy’ kavramını sinemaya kazandıran Eastwood, oyunculuğa veda edişini şöyle açıkladı;
“Yıllardan beri bir çok filmde rol aldım ve bir çok filmin yönetmenliğini üstlendim. Çok fazla yönetmen gördüm ve ben, bu işi hakkıyla yapabildiğime inanıyorum. İnsan 70’li yaşlara gelince de hala hayatıyla ilgili önemli kararlar verebiliyormuş.”

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

queennothing | 18 Kasım 2008 13:57 | 8 yorum var

Mystic River (Gizemli Nehir)

\

Bugüne kadar yüzlerce roman / hikaye sinemaya uyarlandı ve bu sayede bir çok yazar, ‘tanınmamış’ sıfatından sıyrılıp, ‘altın kalem’ oldu.
Sonuç olarak romanları / hikayeleri beyazperdede izlemek, ‘senaryo yoksulluğunu’ değil; kalemi güçlü yazarların üretkenliği sonucu ortaya çıkan eserlerin, görsel olarak da ölümsüzleşeceğini gösteriyor.

1965 Boston doğumlu Dennis Lehane, gizemli ve orta düzeyde gerilim içeren romanlarıyla güçlü bir ‘yazar’ kimliği oluşturdu.
Clint Eastwood’un yönetmenliğini yaptığı “Mystic River” adlı film, yazarın ‘sinemaya uyarlanan ilk romanı’ olma özelliğini taşıyor. 2007 yılında gösterime giren Ben Affleck’in yönetmenliğini yaptığı “Gone Baby Gone” da, yazarın “Kenzie-Gennaro Romanları” serisinden “Gone, Baby, Gone” adlı romanının sinemaya uyarlanmış hali.

Clint Eastwood
Clint Eastwood

2003 yılında gösterime giren “Mystic River”, senarist Brian Helgeland ve Eastwood’un ortak çalışması. Sean Penn, Kevin Bacon, Tim Robbins, Laurence Fishburne, Marcia Gay Harden, Laura Linney gibi güçlü oyuncu kadrosuna sahip olan film, Penn ve Robbins’e 2004 yılında Oscar Ödülü kazandırdı.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

serversistemci | 24 Ekim 2008 13:42 | 2 yorum var

Gene Hackman

Gene Hackman
Gene Hackman
Amerikan sinemasının 1960'ların sonlarından itibaren birbirinden ünlü filiminde yer alan Gene Hackman'i (gerçek adı: Eugene Allen Hackman) tanımak isterseniz..


Deniz kuvvetlerine katılmak için 16 yaşında evden kaçan ve 3 yıl orduda çeşitli yerlerde dolaştıktan sonra durulan Hackman, daha sonra Illionis Üniversitesi'nin Gazetecilik ve Televizyon Programcılığı bölümüne yazıldı. okulla beraber yürüttüğü Pasadena Tiyatrosu'ndaki küçük rollerinden sonra bir televizyon dizisinde ilk ciddi/büyük rolünü 30 yaşında aldı.

Etiketler: , , , , , , , ,

tuttum

queennothing | 21 Ekim 2008 11:40 | 3 yorum var

Salma Hayek

\

Gözünü Meksika'dan Hollywood'a diken, ailesi başta olmak üzere yoluna çıkan herkesi yanıltmayı başaran "femme fatale"; Salma Hayek Jimenez.
Lübnan asıllı zengin bir iş adamı olan Sami Hayek Dominguez ile Meksikalı opera sanatçısı Dani Hayek evliliğinin ilk çocuğu. 2 Eylül 1966 tarihinde Meksika'yı oluşturan 31 eylaletten birinde; merkezin doğusunda yer alan Veracruz'da dünyaya geldi. (Coatzacoalcos)

Daha sonra, aileye 'Sami' adında bir erkek çocuğu daha katıldı.
Meksika'da normal bir hayat sürdüren Hayek ailesi, Salma'nın henüz 5 yaşındayken sahnede izlediği "Willy Wonka and the Chocolate Factory" adlı fantastik / müzikal oyundan etkilenip de kurduğu oyunculuk hayallerine aldırış etmedi.
Salma 12 - 13 yaşlarına geldiğinde aktris olma isteğini bastıramıyordu, fakat her seferinde ailesinin onun için yaptığı planlar daha baskın geliyordu. Salma için karar verilmişti; iyi gelir getiren düzenli bir işte çalışacak ve geleceğini garanti edecekti. Uzun süre onların istediği gibi davransa da, 'kendi kimliği'ni daha fazla bastıramadı ve ailesine karşı çıktı.
Meksika Ulusal Üniversitesi'nde profesyonel oyunculuk eğitimi almaya başlayan Hayek, bir çok tiyatro ve reklam filmlerinde rol aldı.

\

İlk olarak 1988 yapımı "Un Nuevo amanecer" adlı TV dizisinde rol alan Hayek, bu romantizm temalı pembe dizide 'Fabiola' karakterini canlandırdı.
1989 - 1991 yılları arasında ise, daha sonra adından sıkça söz edilecek ve "Salma Hayek'i Meksikalılar'a tanıtan dizi" şeklinde anılacak olan "Teresa" adlı pembe dizide de rol aldı. Dizide, Kaliforniyalı müzisyen Roberto Enrique ve "Babel"den tanıdığımız aktör Gael García Bernal da rol almıştı.

Meksika sokaklarında parmakla gösterilecek kadar ün sahibi olan Hayek, Hollywood’da kararlıydı. Çünkü, Meksika’da ne kadar başarılı ve ünlü olursa olsun, asla tatmin olmayacağını ve çok fazla kazanamayacağını biliyordu.
Meksika başarısının ardından arkadaşları ve ailesi de Hayek’e destek oluyordu. Nişanlısı Richard Anthony Crenna JR.’dan da (Richard Crenna'nın oğlu) ayrılarak Hollywood’a gitti.

\
Hollywood; kurtlar sofrası. Meksika aksanıyla Hollywood’da şansı düşüktü. “Bir Meksikalı’nın Hollywood’da işi yok” denildiyse de, 1941 yapımı “Shadow of the Thin Man” adlı filmle tanınan aktris Stella Adler, Hayek’e oyunculuk ve diksiyon dersi vermeye başladı. Adler, 1992 yılının Aralık ayında yaşamını yitirdi.

Hollywood yıldızlarından Liv Tyler’da da bulunan “Dyslexia” hastalığı, Hayek’de doğuştan vardı. (Harfleri veya rakamları karıştırma. Kişi, düşündüğü şeyi değil ağzından çıkan şeyi söyler. Mesela, kişiye yaşı sorulduğunda, 35 ise 10 diyebilir. Bu hastalık, beynin sol tarafındaki işlev bozukluğundan kaynaklanıyor. Tedavi edilmesi için, kişiye özgü öğrenme teknikleri geliştirmek gerekiyor.)

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

queennothing | 09 Ekim 2008 09:11 | 8 yorum var

Yönetmenlerin Bilinmeyen Yönleri

Stanley Kubrick
Stanley Kubrick

Yönetmen” kavramı, sinema ve tiyatro sanatının en önemli unsurudur. Bir yönetmen sadece filmi değil, aylar süren çekimler boyunca tüm ekibi de yönetir aslında. Sinemayı gerçekten seven, farklı bakış açılarını kabul edebilen insanlar, bir film izlerken “yönetmen” kavramının üstüne düşer.
Sinema sanatı için bu kadar önemli bir sıfatı taşıyan insanların ‘enteresan’ olarak nitelendirebileceğimiz bazı özellikleri var. İmaj verirken izledikleri yol olsun, rahatlamak için başvurdukları yollar olsun, atmosfere girebilmek için aldıkları terapi uygulamalarına kadar şaşırtıcı bir çok şey bulunuyor.

(Sinemada imaj vermek; yönetmenin, oyuncuya istediği performansı verdirtmek için söylediği, örnek verdiği, düşündürttüğü şeyler. Mesela, "Vahşi bir aslanın üzerine koştuğunu düşün o korku ifadesini yüzüne yansıt" gibi.)

Kişisel bir şey ama ‘yönetmenler’ başlığı altında bunu da eklemek istedim; Quentin Tarantino, ayak fetişistidir. “Pulp Fiction”daki meşhur ayak masajı ve “Kill Bill” (V1 ve V2)serisiyle Uma Thurman’ın ayaklarını çok sevdiğini her fırsatta dile getiriyor. Sadece “Death Proof” filmini izleyerek Tarantino’nun ayak fetişisti olduğunu anlamak zor değil.

Quentin Tarantino
Quentin Tarantino

Casino”, “The Departed”, “Raging Bull”, “The Color of Money” gibi bir çok başarılı filmin yönetmeni Martin Scorsese, beğenmediği sahneler için asla “kötü oldu” demez; tekrar çekerken oyuncuya “gayet iyi oldu ama daha iyi olabilir, daha iyi olacak” dermiş. Çünkü, profesyonel bir yönetmenin, oyuncusunun moralini hep yüksek tutması gerektiğine inanıyormuş.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

SakarPilot | 01 Ekim 2008 09:29 | 1 yorum var

Michael Moore'un Yeni filmi

\
Fahrenheit 9/11, Sicko, Bowling for Columbine, Captain Mike Across America gibi filmleriyle tanıdığımız ünlü yönetmen Michael Moore, 2004 ABD başkanlık seçimlerini anlattığı yeni filmi Slacker Uprising'i tamamladı.Sinemaseverler filmi 23 Eylül tarihinden bu yana Moore'un sitesinden ücretsiz olarak izleme ve indirme (sadece ABD ve Kanada'da oturanlar filmi indirebiliyor) imkanına sahip bulunuyor.
\

Ayrıca ABD ve Kanada'da bulunan okul ve üniversiteler, bu formu doldurarak filmi DVD formatında ücretsiz edinebiliyorlar.
Filmi satın almak içinse bu adres kullanılabilir.
Müzmin bir George Bush muhalifi olan Michael Moore'un bu filmi, benim bildiğim kadarıyla internet üzerinde galası yapılan ilk film.
Michael Moore,bu filmi yapma amacının, 4 Kasım 2008'de yapılacak ABD başkanlık seçimleri için herkesi oy kullanmaya çağırmak olduğunu belirtiyor.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

tuttum

JaAaa | 25 Eylül 2008 12:31 | 3 yorum var

Üç Maymun Oscar'a aday

\
61. Cannes Film Festivali’nde 3 Maymun ile en iyi yönetmen ödülünü alarak 'yalnız ve güzel ülkesini' grurlandıran Nuri Bilge Ceylan, aynı film ile şimdi de 81. Akademi Ödülleri'nde Türkiye'yi temsil edecek. Film hakkında bilgiye buradan ve şuradan ulaşabilirsiniz. Kaynak Filmin başrollerini Yavuz Bingöl ve Hatice Aslan paylaşıyorlar.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

ashg | 14 Ağustos 2008 10:06 | 1 yorum var

Christopher Nolan ve Bir Kahramanın Gerçekliği

Chistopher Nolan, Hollywood’un belki de en iyi Avrupalı transferlerinden biri. Yönetmeni bu kadar özel bir sinemacı kılan özelliği ise, her kesin gün yüzüne çıkarmaya korktuğu eksik ve karanlık tarafın üzerine bile bile korkmadan gidişi.

Nolan iş başında
Nolan iş başında

Nolan’ın tek bir sinema kariyeri var. Ama asıl başarısı izlediği çift şeritli bir yolun her iki şeridini de oldukça verimli kullanmasından geçiyor. Birinci şerit küçük kardeşi Jonathan Nolan ile imza attığı bağımsız filmlerin bulunduğu şerit. Diğer şerit ise büyük Hollywood stüdyolarında gerçekleştirilen büyük bütçeli dev yapımlar. “The Following” (Takip) on sene önce adı sanı duyulmamış yönetmenin ilk önemli çıkışı olarak kabul edilebilir. Nolan bu filmde ilk tematik dertlerinin de sinyallerini verdi. Filmin ana karakteri genç bir yazar (Jeremy Theobald) hem yaşadığı metropol yalnızlığı ile başa çıkmaya çalışıyor hem de karanlık yönünü gün yüzüne çıkarmaya çalışıyordu. Bu iki tema bir femme fatale ile tamamlanınca sürükleyici bir kara film ortaya çıkıyordu. Tamamı siyah beyaz olan bu bağımsız film İngiltere içindeki başarısını kısa bir süre Britanya sınırları dışına taşıdı. “The Following” Rotterdam film festivalinde Altın Kaplan ödülüne değer görüldü. Bu büyük başarıdan sonra dikkatleri üzerine çeken Nolan (Kardeşler) adlarını tüm dünyaya duyuran asıl proje üzerinde çalışmaktaydılar: “Memento”! Jonathon Nolan’ın kısa hikayesi “Memento Mori” den esinlenerek yazdıkları senaryo ile bir anlatı sanatı olan sinemaya yeni bir soluk getirdi. Zamanı esneten kurgu anlayışı, insan hafızasını farklı bir biçimde yorumlamaları, modern bir klasik olarak kabul edilen kült film “Memento”yu ortaya çıkardı. Nolan, “Memento” da ana karakteri Leonard’ın (Guy Pearce) hafızasını iki ayrı film "strip"e ayırıp birini filmin sonundan diğerini ise filmin başından başlatıyordu. Bu yenilikçi yaklaşım filmin ana motifi olan eksik-kırık zaman duygusunu ve “Memento”nun ana atmosferini başarılı bir şekilde perdeye taşıyordu. “Memento” Nolan Kardeşlere Oscar’da en iyi senaryo dalında adaylık getirdi. “Memento”yu ”Insomnia” izledi. Başrollerini Al Pacino ve Robin Williams paylaştığı ”Insomnia” Nolan’ın kariyeri için “yeni ilkler”in filmiydi. Yönetmen ilk defa Hollywood’un deneyimli isimlerini yönetiyor ve ilk defa bir yeniden yapım (re-make) gerçekleştiriyordu. 2005 yılına gelindiğinde genç yönetmene Hollywood’dan büyük bir teklif geldi: “Batman Begins” (Batman Başlıyor) Nolan, “Batman Begins”i karanlığın içinden tekrar doğurdu ve bu kez Christian Bale’in canlandırdığı Batman’in üzerine üzerine gitti. Batman’i yalnızca çizgi roman sayfalarından beyazperdeye geçen bir süper kahraman olarak yaklaşmadı. Karakterinin geçmişini kurcalayan Nolan, Batman’i derinleştirdi ve inandırcı bir karakter olmasını sağladı. “Batman Başlıyor” yerine filme başka bir başlık aransa bu başlık “Batman Nasıl Doğdu ?” olabilirdi. Batman’i “Batman” yapan sadece kara pelerini ve uzun kulaklı şapkası değildi. Neden yarasa figürünü seçmişti, Gotham’da neden geceler hep uzundu? Nolan birer birer bu soruları yanıtladı ve karşımıza Christian Bale’in de belirttiği gibi gülünç olmaktan kurtulmuş bir Batman’i karşımıza çıkardı.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

tuttum

screamofthebutterfly | 22 Temmuz 2008 15:17 | 5 yorum var

There Will Be Blood - Kan Dökülecek

There Will Be Blood
There Will Be Blood

Sinema sadece insana ait olabilecek bir sanattır. İçine insanın istediği her şeyi koyarlar. Bir çocuk partileri seviyorsa, parti filmleri izler onu sever. Diyelim heyecan ve macerayı, kasaları havaya uçururlar, gizem arıyorsa, gizemli filmler, yalnızlığını paylaşacağın aşk filmleri, romantik komediler, uyuşturucu çılgınlık istiyorsan her türlüsünden bulursun.. Sinema sistemi ve sinemacılar bize şekerler tatlılar verirler abur cubur atıştırırız ve uslu çocuklar olarak yaşarız, ara sırada sisteme karşı çıkartırlar, hırslandırırlar, örneğin "fight club" bu dur, V for vendetta budur. There will be Blood
\

Bunların dışında bir filmdir. Onda seni anlamaya sevk eden bir gizli mesaj vardır, işte sinema bu diğerleri gibi değilim der
Yönetmene,onu bilenler "PTA" derler Paul Thomas Anderson onu anlayan insan sayısı yeterince çoktur, kendini ve zekasını çok iyi kullanır aynı zamanda dahi özellikler gösterir, bence punch drunk love filmindeki başrol oyuncusunun Adam Sandler olması,bilinçli bir propagandadır.
onun diğer filmlerinde ki komik etkiyi bulmazlar, ve o sadece komedi filmlerine beğeni gösteren insanlara Sandler vasıtasıyla onlara küfür eder gibi sinema dersi verir. Gidin sorun Adam Sandler sevenler genelde o filmi bilmezler ya da beğenmezler.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

arama

etiket menüsü

bu site

Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.