Birkaç gün önce izledim bu filmi. Tam yerinde sıcak sıcak bir yorum yapayım bari.
Filmin en güzel yönü yazıda da belirtildiği gibi oyunculuk. Nurgül Yeşilçay, Derya Alabora, küçük yıldız Fırat Can Aydın rollerinin hakkını kesinlikle vermişler. Bunun yanında kasaba halkını oluşturan oyuncular da (Ezel Akay hariç ) aynı kasaba halkı gibi, hele o kadınlar :) Cem Özer'e gelince, evet, şaşırttı açıkcası, birkaç sahne dışında, tam olarak imamlık yaptı diyebiliriz. Filmin görselliği ise ayrı güzeldi.
Bir de değinmeden edemeyeceğim, Türk sinemasında hocayı/imamı paragöz-yalancı-cimri-yobaz vs göstermeyen ender filmlerden biri herhalde Adem'in Trenleri. Mesela imamın Adem'e annesinin neden oruç tutmadığını açıklama sahnesi gayet medeniyceydi, bilemiyorum, bunu mesela bir baba bu kadar açık ve dürüstçe anlatabilir mi çocuğuna?
Filmin aksayan yönü ise , nasıl desem, senaryo kaynaklı bazı sorunlar vardı filmde. havada kalan, tam işlenmeyen bazı şeyler vardı. Sır çok çabuk ortaya çıktı mesela, altı yıl kimseye söyleme, sonra bir dedikodu da haydaa "Allah rızası için yaşayan birini tanıyorum, şöyle şöyle yapmıştır." deyü sırrı ifşa et. Hadi bunu Hacer anlatsa neyse, ama yaptığı iyiliği ahaliye anlatmasını hocaya yakıştıramadım, hani bir elin yaptığı iyiliği(orijinali "verdiğini") diğer el bilmemeli düsturu? :))
Neyse, sonuçta güzel bir film gerçekten de, en iyilerinden değil belki ama güzel :)
Not: İzleyenler bilirler, iftar sofrasında ihtiyar halanın bir lafı var, izlerken anlamamıştım, sonra ekşi'ye baktım ne yazmışlar diye, orada okudum, hay okumaz olaydım :))
en uzak mesafe ne afrika'dir
ne çin,
ne hindistan,
ne seyyareler,
ne yildizlar geceleri isildayan...
en uzak mesafe iki kafa arasindaki mesafedir birbirini
anlamayan.....