Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan yenimecra.org'da: "Smile'dan bir ilk "İnternetini Taşı""


sinepil.org

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.
tuttum

proksima | 27 Temmuz 2008 10:17 | 20 yorum var

Kişilik Bölünmesi ve Sinema

Kişilik bölünmesi son yıllarda sinemanın da üzerinde çokça durduğu fenomenlerden bir tanesi. Şol yazıda, biz miskinin aklına gelmiş, izleğini bu minvalde kuran kimi filmler mevzu bahis edilecektir. Lakin baştan belirtmekte fayda var, bu yazı ciddi manada zikredilecek filmleri seyretmeyenlerin izleme keyfini zedeleyebilecek önemli bilgiler içermektedir. Kaldı ki, cümle film senaryosunun beslendiği kaynak, kişilik bölünmesi sorunsalının hikayelerin başlangıçında belirtilmemesi sonucu akışta oluşturduğu devasa gerilim potansiyelidir.

Secret Window
Secret Window

İlk filmimiz Secret Window;
Bir Stephen King uyarlaması olan filmimizde Mort Rainey (Johny Depp),ıssız ikametgahına çekilmiş, ilham kabızlığı çekmekte olan bir yazarı canlandırmaktadır. Oluşturulan atmosferin olanca sessizliğinde Rainey’in eski eşi, birkaç polis, birkaç bölge yerlisinden başka kimseyi tanıtmaz yönetmen bizlere. Ve her ne oluyor ise, zaten bir elin parmaklarını geçmeyen bu insanlar birer birer öldürülmeye başlarlar Johny Depp’in her birini her seferinde kıl payı kaçırdığı dehşetli cinayet enstantaneleri eşliğinde. Neden sonra öğreniriz ki, işin aslı astarı öyle olmamakta, Rainey cümle cinayeti şeref locasından bizzat izlemektedir.
Keyifli bir seyirlik olan filmi naçizane salık veririz...
Haute Tension
Haute Tension

İkinci filmimiz Fransız yapımı bir korku filmi olan Haute Tension filmi;
Yönetmenin türlü şiddet sahnelerini gergef misali neredeyse her kareye saçtığı yapımda, izleyici, bir hayali kahraman olan katilin hikayenin kahramanlara ulaşamaması veya onlar tarafından beter bir şekilde can vermesi için ölür ölür dirilir. Türlü cinayetlerin işlenmesi sırasında, kahramanımızdan birisi olan kısa saçlı, sarışın afet Marie (Cécile De France) kaçacak delik aramaktadır. Lakin her ne hikmetse, yine filmin sonlarına doğru gerçek perdesi ayan beyan serilir izleyenin gözlerine ve aslında sarışın Marie ablamızın katilin bizzat kendisi olduğunu “Vay Anasını...” nidaları eşliğinde farkediveririz. Film Secret Window misali bu dönüm noktasında bitirilmez, bir posta daha şiddete bulaşmak adına, Marie’nin en yakın arkadaşı Alexia’yı (Maïwenn Le Besco) ziyadesi ile samimi bir sevgi göstergeci olan motörlü testere ile kovalamasını izleriz. Kan revan içerisinde sona akar film...
Fight Club
Fight Club

Üçüncü filmimiz çoğumuzun vakıf olduğu Fight Club şüphesiz. David Fincher’ın kült mertebesine yükselmiş bu modern zaman eleştirisinde, Brad Pitt tarafından canlandırılan Tyler Durden karakterinin sünepe anlatıcı Edward Norton karakteri üzerindeki yıkıcı (yapıcı mı demeli yoksa) etkilerini izleriz. Filmin bitimine dek, şişman amcaların liposakşın artığı yağlarından sabunlar yapmalar, dövüş klübü isminde insanların deşarj olmasını sağlayan bir hayır kurumu kurmaya değin türlü dahiyane fikri izleyenin beynine beynine muştulayan Tyler Durden, filmin sonunda anlaşılır ki Edward Norton’dan gayrisi değildir halbüse...Tarih tekerrür etmiş, bir ben varki bende benden içerü şeklinde bir vakıa ile karşılaşılmıştır. Finalde yer alan beyne kurşun sıkarak, içindeki diğer benliği yoketme teşebbüsü nevi şahsına münhasır bir ameliyat sahnesi olarak da addedilebilmektedir. Lakin bu eylemi yetkililer, şol bölünme derdinden muzdarip kimseciklere tavsiye etmemektedir.

Identity
Identity

Efendim, kendine kişilik bölünmesini dert edinen filmler liginde bir zirve, bakir bir Everest olarak addedilecek yegane film ise Identity’dir. Gayet sürükleyici senaryosu ile insanı olay kurgusunun içine anaformuşçasına hüpleterek çeken filmin finali, tecrübesiz izleyiciler için 10bin atom bombası şiddetindedir...Olayda esas oğlan bir Ed olur (John Cussack), bir Rhodes olur (Ray Liotta) velhasıl, bayrak yarışı misal aidiyetler değişir durur. Filmdeki cümle karakter aslında tek bir ruh hastası adamın zihninde oynanan oyunlardan gayrisi değildir. Seri katil, polis, otel sahibi, müşteri1 müşteri2, bla bla blaaaa. Şoke olmuş biçimde bitireceğimizi zannederken, bir zarif çalımıyla yönetmenin, tam The End yazısından önce ağzımız bir kez daha şaşkınlıktan istemsiz aralanıverir. Bu filmi de gerilimi harmanlama yeteneğinden ötürü keyifle tavsiye ederiz.

Maalesef işbu satırların yazarı biçare, tamda “Acep listeme daha başka hangi filmleri ekleyebilirim deyu bir fikir teatisinde bulunurken sanal alemle ve Google olsun, Yahoo olsun türlü nimetlerinden son sürat faydalanırken internetin, ahanda tam bu anda, dördüncü filmi de bitirdiğimde ekşideki şu entry’yi farketmiş ve yıkılmıştır. Yek tesellisi ise, karşılaştığı bu bilgilerin şol konu üzerine yurdumuzdan “Beyza’nın Kadınları” misal bir iddialı yapımı es geçmemesine neden olmasıdır. Tonla giriş var konu hakkında yine de bu bilgiler ışığında izlediklerimize dair kelama devam etmek isteriz,

Me, Mysefl and Irene
Me, Mysefl and Irene

Me, Mysefl and Irene;
Bu film, diğerlerine nazaran kişilik bölünmesine mizahi bir açıdan yaklaşan ender yapıtlardandır. Bir sünepe olarak rahatlıkla addedilebilecek olan polis memuru Charlie Baileygates (Jım Carrey), içine attığı ve ağırlıkça piramitlerle boy ölçüşecek kerte birikmiş ezikliği nedeniyle, günün birinde psikolojik sübaplarından birisini patlatır ve ruhunundan her hava kaçısında Hank Evans adındaki “kıro” olarak rahatlıkla tabir edilebilecek kişiliğe dönüşür. Film Ying ve Yang'e evrilecek iki karakter arasındaki bu zıtlaşmadan doğan absürtlükle devam eder.
Beyza'nın Kadınları
Beyza'nın Kadınları

Beyza’nın kadınları filminde, birden fazla birbiri ile taban tabana zıt karakteri (fahişe, öğretmen, softa) tek bir vücutta toplayan Beyza’nın dramını izleriz (Burada bir parantez açarak, bu kurgu karakterlerin ete kemiğe bürünmesinde Demet Evgar’ın gayet başarılı bir oyunculuk sergilediğini düşündüğümü de söylemek isterim) . Çoğu kişilik bölünmesi filminde olduğu üzere, vakıanın en tatsız yönü, cinayetlerle bezenmiş şekilde izleyinin beğenisine sunulur. Türk sinemamızda da bir seri katil vardır artık.

Fight Club ve Me, Myself&Irene dışındaki cümle yapım, meseleye bir gerilim unsuru olarak yaklaşmakta, bu filmlerin yönetmenleri rahatsızlığın mutlaka ve mutlaka cinayet sosu ile servis edilmesi gerektiğinde uzlaşıvermektedirler. Hal böyleyken, bu psikolojik muammayı anlamak adına, sinema dünyasında ciddi bir adım şimdiye dek atılmadı dersek yanılmış olmayız, kaldı ki, olayı cinayetler, gizemler, vb. etkilerle süslemek ve bunu kişilik bölünmesine bağlamak, yazar/yönetmen olsun konuyu güdükleştirmekten öte bir sonuç vermemektedir. Tek tesellimiz, bu mevzunun bu şekilde çarçur edilmesi ertesinde, tekrarlara düşüldüğünün görülmesi ve bu furyanın gerisinin gelmemesidir.

Fight Club’ı, gerçek üstü sonu ve gerilim konusunda gösterdiği ketumluk nedeniyle liste dışında bırakmak istedim, zira finali masal misal mutlu sonla bitmektedir (kim, bir sabah uyandığında, tüm kredi kartı borçlarının silindiğini görmek istemez ki, bu misyonu ile Tyler Durden, 21. yy’ın hiç varolmamış, sanal Robin Hood’udur.)

Hamiş:
1) Kişilik bölünmesi –çift kişilik mevzuunun sinemada görülmesini Dr. Jekyll and Mr. Hyde ile ilintirebilecek gibi olsak da, fantaziye kaçan bu tip bir sınıflandırmada bulunmak istemedik. Zira, gerek bu film, gerekse, bir çizgiroman uyarlaması olsa dahi yine Dr. Jeckyll ve Mr. Hyde’ın hikayesinden beslenen Hulk , kişilik bölünmesine dair olsa olsa çok yetersiz bir fikir vermektedir.
2) Konuya ilişkin aklımıza gelenler sadece bunlar oldu, eminim sizlerin de aklına benzer bir çok yapım geliyordur.


Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Yorumlar

güzel titizlikle hazırlanmış bir yazı olmuş proksima.ellerine sağlık..sanırım bu alanda eklenebilecek çok film var,sinema böyle bir konuyla seyirciyi şaşırtmayı seviyor..benim ilk aklıma gelen oyunculuğunu edward norton ve richard gere paylaştığı primal fear (ilk korku) oldu..edward norton bu iş için benzersiz bir yüz..türk sinemasından neredesin firuzeyi unutmamak gerekli:)..(unutulmaması için elimizden geleni yaptığımızı düşünüyorum).

Harika katkı olmuş sevgili Absense, varolunuz.
Primal Fear'ı izlememiş olsak da, Nerdesin Firuze'yi listeyi hazırlarken hatırlayamadığımız için bir hayli hayıflandık. Kaldı ki, yazıda şikayet edilenin aksine, canavarlaştırmalara başvurmadan kişilik bölünmesi meselesine insani bir dokunuşla yaklaşması hasebi ile onca film içerisinde en gerçekçi ve hüzünlü yapımdır kendisi.
Teşekkürler.
hamiş: Primal Fear'ı da izleme listemize aldık, en kısa sürede telafi edeceğiz eksiğimizi... :)

Never talk to strangers' da da var galiba böyle bir şey ama kayda değer bir film değildi diye hatırlıyorum.

"İnsanlar önce kelimeleri öğrenirler, sonra da anlamlarını."

Machinist de sayılırmıydı bunlara?
O değilde dövüş kulübü gibi biyer olsa giderim ha. insan arada hem dayak yemek hem atmak istiyor.

Sevgi neredeyse, Tanrı oradadır..

mutlaka spoiler belirterek yazmalıydınız. "spoiler" uyarısı olmaması, bu yazı için kabul edilemezbir hata,.. zira "fight club" herkesçe izlenmiş olabilir ama eminim "haute tension" ya da "identity" izlememiş olanlar çıkacaktır.

Brian de Palma'dan Raising Cain ekleyeyim ben de.

hf | bl | zm | 3a | 22d | trp | ud | ym | 10m | pb | so | pl | sp

Ala efendim, ala, izlenecekler listemize yeni yeni filmler ekleniyor ne güzel. Her bir filmle, mevzunun sinemasal geçmişinin daha da eskilere dayandığını öğreniyoruz (Son paylaşım "Raising Cain" ile 92 senesine değin gittik). Çok teşekkürler sevgili Hafif Uyku, Ustanın Duası ve Exorientelux.

Bu arada, sevgili Vic Vega, yazının giriş paragrafımızdaki söz kümesinin %60'ını tam da işaret ettiğiniz uyarı maksatlı zikretmiştik lakin bir spoiler curcunasıdır kopmuş gitmiş. Tercih etmiyorum efendim İngilizcesi'ni kullanmayı, "Spoiler nedir yahu?" Ve sırf bu yüzden bada bada kelimelerin saçıldığı karman çorman cümleler kurma külfetine katlanıyor, yazıktır ki "kabul edilemez" tarzı siyahı kara, beyazı ak bir yorumla karşı karşıya geliyorum. Biraz esnek olalım efendim, hayat ağır ve resmi "kabul edilemez" yaftalarının amatör metinlere öyle şıpın işi savrulacağı siyah beyaz bir alem değil, arada türlü latif nice renk var. Tıpkı, yorumcuların yazıya bulaştırdıkları misal :) Keyfini çıkaracak yere...
Take it easy(!) azıcık :P

Çok teşekkürler sevgili Agurbuz,

bu arada filme ilişkin şurada şöyle ilginç bir yorum yapılmış, dileyenler linkten açıklamanın tamanını okuyabilirler;
iki ayrı sonu olan film. genelde sinema salonlarına göre değişiyormuş sonlar, ben birini gördüm diğerini de imdb sağolsun öğrendim. paylaşmak gerekirse:

Sevgili "proksima" emeğine ve ellerine sağlık gerçekten büyük bir zaman diliminde inanarak hazırladığın bu bilgiler her okuyucu ve izleyici açısından etkili olduğuna eminim...

Söz konusu "Yüksek Tansiyon" favori filmlerimden birisi her ne kadar "Cécile De France" filmde büyük bir performans sahnelemiş olsa da cidden filmin 147 ülkede yasaklanmasına olanak sağlamış olması bu filmin ne kadar etkili ve şizofreni bir hayat yaşandığını dile getirmesi ile birlikte izliyicisi üzerinde çok büyük bir etki bırakıyor...

Senin dilinden böylesine iç gıcıklayıcı korku ve gerilim filmlerini okumak cidden harika...

Tekrar teşekkür ederim... azura7

proksima, yazım tarzınızı, seçtiğiniz konuyu ve filmleri çok beğendim. 'Kişilik bölünmesi'ni konu edinen filmler terapi gibidir. İzleyiciyi derinden sarsar, kendine olan güvenini sorgulamaya yöneltir.
Özellikle etkilendiğim "Fight Club" vardır. Hiç sormadığı soruları sordurur insana.
Teşekkürler yazı için :)

ben beyzanın kadınlarından bi şey anlamadan bitti.

Yazıya "ilk görselin altından başlamak" şeklinde bir hata yapmak, daha doğrusu "görselden üzerini hiç görmemek" şeklinde bir göz yanılmasına uğramak da "kabul edilemez" bir hata olmuş,.. Proksima'dan affımızı istirham ederiz. yoksa tabii ki derdimiz özellikle "spoiler" yazmış olmamanız değil,.. Bu arada biz DVD+'da "soiler" için "yumurtlama" tabirini kullanıyorduk, şimdi de aynı gelenek Empire Türkiye'de devam ediyor,..

Ben de naçizane "Psycho"yu ekleyeyim, tazelerden ise "Mr Brooks",..

sevgili vic vega, parmağınızın gösterdiğine değil, parmağınıza bakmışız, kusura bakmayınız rica ederim. lakin hiçbir eylemimiz "kabul edilemez" değil, bu itibarla sizi tenzih ediyor, kocaman da bir estagfirullah savuruyoruz üstünüze doğru aflardan dem vuran cümlenizin ertesinde. (Bu vesile ile Yumurtlama isimli güzel de bir tabir öğrenmiş olduk, ne güzel, biz de yazdığımız filmler olur ise özenle bu kavramı kullanmayı şiar edineceğiz bilesiniz...)

 Mr Brooks.
Mr Brooks.

Mr. Brooks filmini de izlenileceklere ekledik, bu arada afişini de çok hoş hazırladıklarını düşündük bu konu ile alakalı olduğu varsayıldığında.
Psycho, listeyi hazırlarken ekleyip eklememekte kararsız kaldığımız bir filmdi, sonuçta 11 kişiliğimin 6'ya beş oyu ile, bir oy farkı ile "eklemeyelim diyen kişiliklerimiz" kazandı demokratik oylamamızı. her işte bir hayır vardır öyle değil mi :) Teşekkürler güzel katkılarınız için biçare yazımıza.

Mevzu açılmışken, aslında bir çok çizgi roman kahramanının da isimlerinin anılmasını hakettiğini söyleyebilir miyiz diye de düşünmeden edemiyoruz kişilik bölünmesi konusunda, Clark Kent'inden, Peter Parker'ına oradan Bruce Wayne'ine, hepsinin iki hayat, iki karakter yaşamak zorunda olmaları da ilginç bir mesel. Lakin bahsi geçen durumda, bir karakterin bilinçli olarak, saklanma/korunma duygusu ile uydurulduğunu, bu adamların bu ikinci kişiliklerini, bu dertten muzdarip zihinlerin aksine, bir oyuncu misal oynadıklarını da gözden kaçırmamamız gerekiyor sanırım.

hamiş: sevgili quennnothing, azura7, teşekkürler ederim efendim.

Yorumlarda eklenmiş de ben mi göremedim. David Lynch'in Lost Highway'ini bu kategoride değerlendirebiliriz.

Secret Window ve Beyza'nın Kadınları ise bu kategorideki bence en kötü filmlerden.

imzamı kaybettim, hükümsüzdür

Yazı ve izlemediğim filmlerin konusu ve sonu için Cidden teşekkürler. Seçeceklerime karar verdim

Harika bir konu üzerine özenle hazırlanmış, nefis bir yazı olmuş Proksima. Sinepil'de hep yorumlarınızı okuyorduk, nihayet yazılarınızı da okuyabileceğiz. Ellerinize sağlık.

Ben de bu konuda ilk aklıma gelen filmi eklemek isterim.
A beautiful mind

@velveteenrabbit A beautiful mind favori filmlerimden biridir fakat bu konunun dışında sanırım. Yanlış bilgilendirme olmaması için ekliyorum.

Film, aynı isimli kitaba dayandırılmıştır, John Nash adında bir şizofreni hastası matematikçinin hayatının hikayesidir. Nash, öğrenciliği sırasında oyun kuramı üzerine büyük başarılar elde etmiş parlak bir matematikçidir. Öğrencilik yıllarından itibaren hayaller görmeye başlar, mezuniyetinden sonra zamanla paranoit olur. Hastalığının kötüleşmesi yüzünden işinden ayrılmak zorunda kalır, hastalığı kendi çocuğuna zarar vermesine neden olacak noktaya gelince eşi ondan ayrılır. Gördüğü tedaviler etkili olmasa da, eski eşi ve eski iş arkadaşlarının desteğiyle zamanla kendiliğinden iyileşir, tekrar üniversitede öğretim üyesi olur. Sonunda, hastalığının başlamasından evvel yaptığı buluşlardan dolayı Nobel Ekonomi Ödülünü alır.Çok başarılı bir matematikçidir.

wikipedia sitesinden alıntıdır.

Şizofreni kelimesi, Yunanca ayrık veya bölünmüş anlamına gelen 'şizo' (ayrık) ve ruh anlamına gelen 'frenos' kelimelerinin birleşiminden gelir. Anlatılmak istenen kişinin iki kişilikli olmasi değil,aynı anda iki farklı gerçeklige inanmasıdır. 'Gerçek Gerçeklik' normal, sıradan bir insanın algılamasına denk düşerken, 'İkinci Gerçeklik' sağlıklı bir insanın anlayamayacağı, çoğu kez belli bir sisteme dayalı bir gerçekliktir.

wikipedia sitesinden alıntıdır.

donnie darko ve Mulholland Drive da sayılabilir herhalde

hepimiz aynı bokun lacivertiyiz

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

arama

bu site

Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.

coktutulan