Sinemadaki edebiyat uyarlamalarında beğeni kriterimin ne olduğunu tam olarak karar veremedim. Kimi zaman esere bağlılık filmi fazlasıyla sıkıcı hale getiriken, bazen de tam tersi oluyor. Koku'da bu ikinci durum söz konusu. Romanın güçlü etkisi, ya da kokusu, filme de güçlü biçimde sinmiş. Senaryo romandaki olay akışına fazla dokunmadan hazırlanmış. Oldukça temiz bir iş çıkmış ortaya.
Koku sinemada tanımlaması ve anlatması çok zor bir imge. Filmde, omuz açıları, esintiler ve oyuncu jestleriyle anlatılmış. Kitabın bu anlamdaki etkisinde ulaşamıyor ama bence filmin kitaba göre bir artısı da bu. Yazarın kitapta seri biçimde betimlediği, Grenouille'in güçlü burnuna gelen kokular bir çoğuna yabancı olmam sebebiyle zaman zaman beni kitaptan koparmıştı. Filmde bu handikaptan kurtulmuş olmak beni ferahlattı.
Son 10 sene içerisinde özellikle Amerikan sinemasının yoğun etkisiyle, tarihi filmlerde dekor, makyaj ve kostüm uygulamalarındaki aşırı gerçekçilik veya naturalist hal, filmi bırakıp mekan ve dekor uygulamalarına dalmama neden oluyor. Bu filmin kokusunu anlatmak için belki de en etkili yöntem bu ama kendi kendime Passolini acaba bu filmi çekebilseydi nasıl olurdu diye sormadan edemiyorum.
63'te niğde'ye porsuk yağmıştı...