Benim için bir hayal kırıklığı daha! 'Kolera Günlerinde Ask' adıyla bildiğimiz film, 'son dönemde yapılan en iyi aşk filmlerinden' diye nitelendirilmişti bir çok yerde. Sanırım böyle yazanlar ve filmin senaristiyle yönetmeni, aşk ile takıntıyı karıştırıyorlar. Takıntılı aşkın ne menem bir şey olduğunu çok iyi bilen bir mağdur yakını olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, filmde verilmeye çalışılan "ulvi ve sonsuz aşk" değil, ağır bir takıntıdır, nevrotik bir hastalık durumudur. Bu konuda sayfalarca yazabilirim ama yeri değil. Neyse, filme dönersek bu durum filmden uzaklaştırdı beni doğal olarak ama yaratılan dönem atmosferine, harcanan emeğe ve Oscarlı Javier Bardem'in oyunculuğuna diyecek birşey yok tabii ki. Bardem için belki, "artık klinik hastalıklı tipler yerine daha sıradan tipler canlandırmaya başlasa da oyunculuğunun çok yönlü olduğunu görebilsek" denilebilir. :) Evet bu filmi seyretmeli ama neyin ne olduğunu bilerek. İnsana (kendine ve/ya başkasına) zarar veren duygunun ulviliği, yüceliği filan olmaz kanımca.