Philip K. Dick'in diğer metinleri gibi, Azınlık Raporu da günümüze ışık tutan, elle tutulur dersler çıkarabileceğimizi düşündüğüm bir eser. Filmde yer alan hukuk'un öngörülere göre işlemesi meselesine maalesef günümüz Türkiye'sinde dahi rastlamak mümkün, üstelik tuzlu iyonik bir sıvıda ömür çürüten üç tane kahinimiz dahi olmadan. Söylediğiniz iki kelamın sizi türlü gizli tasarıların bir oyuncağı olduğunuzun ifşasından tutunda, vatanhainliğine değin süren bir iftira cereyanına sürüklemesi işten bile değil. Ezcümle memleketimizle paralellik arz eden kimi noktaların olduğunu düşünmeden edemiyorum (hiç değilse sadece Azınlık Raporu tarzı bir durumla karşı karşıyayız, ya daha beter olsa ve sistemde Judge Dredd benzeri bir yapılanmaya gidilseydi halimiz nice olurdu diye düşünmeden de edemiyorum).
Yazarın Blade Runner'ı, yine farklı bir konu yapay zeka/yapay insan-insan çekişmelerini Total Recall ise bolca aksiyon öğesi içermesine karşın üstü örtülmek istenilen bir gerçek ve erki elde tutan birimlerin bu gerçeği örtme çalışmalarını iştahlı bir şekilde işlemektedir (Total Recall'da bir maden vardı hatırlayacaksınız, gizli gerçekler, madenler, Çanakkale ve Şile ormanlarının karşılaştığı yıkım tehdidi. Yine şaşmaz bir paralellik arzediyor adamın yazdıklarıyla memleketimiz...Dünya Amerika'dan ibaret değil. Çekilen onca filmde görülen türlü düzensizlikler konusunda ülkemizle kolayca analoji kurmak o kadar kolay ki)
Filmden aklımda kalan çok farklı ve kuvvetli enstantaneler vardı. Bunlar;
1) Tıpkı 1984'teki gibi, her bir mekanda kişilerin retinaları tarayan özel kimlik cihazlarının bulunması. Bu cihazlar sayesinde devlet sizin nerede olduğunuzu an ve an takip edebilmekte rahatlıkla.
2) Yukarıda bahsi geçen kimlik tarama yöntemi ile, reklam veren firmaların sizin veri bankanıza ulaşabilmesi ve önünden geçmekte olduğunuz tabelalardaki reklamları ihtiyacınıza göre revize etmeleri; mesela kayıtlarda dişlerinizde problem olduğu var, size diş macunu, diş hekimi reklamı geliyor vb.
3) Göz nakli...İnsanın hafsalasının almadığı bir dehşetli sahneler silsilesiydi. Özellikle Tom Cruise'in göz naklinden sonra bulunduğu binanın aranması, bu arama işlemini de küçük retina tarayıcıları içeren örümcekimsi robotların yapması gayet tadında bir seyirlik oluşturmuştu. Açıkçası tam da bu anda yönetmenin otel odasını üstten göstermesini "Arka Pencere" filmine benzetmiştim. Dikey bir eksende akan farklı hayatları bu kez yatay bir eksende izliyorduk. İnsanlar bir arı kovanının her bir altıgenindeymişçesine istif istif yaşıyorlardı sistemin dışladığı mahallelerin kötü yaşama koşullarında.
4) Tabiki ellerin havada asude hareketleri ile kumanda edilen saydam bilgisayar.
5) Bilardo topu ve kurban ile katilin tespit edilmesi
6) Diğer bir ilginç ironi ise, gelinen teknoloji seviyesi ertesinde, polis departmanının kurucusu olan emekli adamın nezle olması ve bundan "şu teknolojiye ulaştık, ama bir türlü nezleye çare bulamadık" diye hayıflanmasıdır.
Velhasıl, suç, suçlu ve hukuk kavramlarına farklı bir gözle bakmak, üzerinde düşünmek adına kesinlikle izlenilmesi gereken filmlerden bir tanesi olduğunu naçizane düşünüyorum.