Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan ucandaire.org'da: "firefly / serenity"

sinepil.org

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.
tuttum

menese | 18 Mayıs 2008 13:48 | 18 yorum var

O... Çocukları

\
Küfür olarak bildiğimiz 'Orospu Çocukları' (Ben kendileri kadar terbiyeli olamadığım için açık açık yazdım..) tamlamasını ad olarak seçmiş bu film, -öncelikle- bu, gayet dikkat çekici adıyla merak uyandırıyor.
Filmin konusunu okuduysanız bunun -sanıldığı gibi- bir küfür olmadığını anlayabilirsiniz. Kendilerine böyle kaba bir şekilde hitap ediliyor olsa da- gerçekten de o, dünyanın en eski mesleğiyle iştigal eden kadınların/kadınlarımızın boy boy çocuklarıdır filme konu olan.. Biraz kara kaderine razı, daha çok da öfke dolu bir ifadeyle kendi kendilerine -kolayca- 'orospu' diyebilen kadınların çocukları..

'Gönüllere taht kurmuş' Beynelmilel' in senaristi Sırrı Süreyya Önder imzasını görünce -ilk filmini ister istemez referans kabul edip- yine iyi bir film seyretmek üzere salonda yerimi aldım.
Zaman, yine 12 Eylül 1980' in hemen sonrasıdır.. Tek suçları "insanları sevmek" olan, -bir güzel hayalin peşine büyülenmişçesine düşmüş- gençlerin, zindanlarda, işkenceyle ve aşağılamayla kırıma uğradığı kara günler..

Beynelmilel' in askeri yönetimi tiye alan ve de 'acıyı bal eyleyen' alaycı ama yumuşak üslubu bu filmde bulabilmek zor.
Belki bunun sebebi, olayın polise intikal etmiş bu bölümünde, gaddarlığın adeta zirve yapıyor olmasıdır. Belki de, her bakımdan ciddi- o dönemin, Beynelmilel' de yeterince sertlikte ele alınamamasının bir telafisidir, şimdiki bu sert üslup.

Burada da mizah vardır ancak filmin, mizahı, işkencenin en beterini, en kanlısını hain gomonistlere uygulayan polis üzerinden yapması da beklenemez. Ayrıca İstanbul' un gevendeleri de yoktur.. Benzerleri olsa bile çalgıcılar sırasını savmışlardır da artık..
Böylelikle, hem karanlığa gömülmüş umudu yükseltmek, hem de hikayeye lezzet katacak mizahı yapmak sırası şimdi de orospulara ve onların çocuklarına kalmıştır.

Mehtap Anne’ nin Yeri

Gencecik kardeşi Filistin askısında son nefesini vermiş, kocası da aynı iğrenç tezgahta işkence gören bir devrimci kadın, küçük kızıyla yalnız kalmış, sığınacak yer aramaktadır.
Polis, bir an evvel aynı işlemlerden geçirmek üzere onun da peşindedir. Kadının ise tek amacı vardır: Kızıyla birlikte yurt dışına kaçabilmek.

Kendisini -bi şekilde- İtalya' ya atabilmişse de, biricik kızını, -İstanbul' daki tek dostları olan ‘lümpen’ Saffet’ in vasıtasıyla- Mehtap Anne' nin yanına bırakmak zorunda kalır.
Mehtap Anne, çevredeki ‘hayat kadınları’nın çocuklarına bakıcılık yapan, aynı meslekten kendini emekli etmiş, -en azından- çevresinden saygı gören, ‘görmüş geçirmiş’ bir kadındır.

Babayla ilgili herhangi bir umut kalmamıştır. Peki, çocuk ve anne birbirlerine kavuşabilecek midir?.
Bu kavuşmayı gerçekleştirme misyonuyla İtalya' dan İstanbul' a gelen -yarı Türk, yarı İtalyan- Donatella, burada nelerle, kimlerle karşılaşacaktır?.
Hayatını, dönemin bilumum yasa dışı işlerinden kazanan, Mehtap Ana' nın büyütmesi Saffet' in hayatında -Donatella sonrası- nasıl bir değişiklik olacaktır?.
Dallas dizisinden etkilenerek kızına Sue Ellen adını vermiş ‘O… Hatice’, çiğnediği -kahrolası- töreden kaçıp sığındığı bu evde, bıyığı yeni terlemiş öz oğlundan ya da azrailinden, daha ne kadar saklanabilecektir?.
Peki, en büyük hayali 'müstakbel' kocasıyla akşamları televizyonda dizi seyretmek, ya da beraberce sinemaya gitmek olan Mehtap Anne, o ‘ideal’ herifini bulabilecek midir?.
Hızımı alamadım valla!. Hadi izninizle bi soru daha sorayım: En azından bütün bu soruları yanıtlayabilen bir senaryodan oluşan filmin ilgi çekmemesi mümkün müdür?.

\

Happy End’ siz Bitmem Ağbi

İlgi çekmemesi elbette mümkün değil ama böyle bir senaryodan illa ki -dört dörtlük- iyi bir film çıkar demek de -gördük ki- mümkün değilmiş..
Oysa film, çok güzel açılıyor, güçlü bir şekilde ilerleyerek, anne ile kızın, Mehtap Anne' nin yanına sığınmasına kadar başarıyla akıyor.
Daha sonra film, o evdeki -hüzünlü ama sıcak, duygusal ama komik- havayla ‘idare’ ediyor ve -olayların gidişi icabı- tansiyonun giderek artması beklenen finale doğru da yalpalamaya başlıyor. Ne oluyorsa oluyor, -sanki- senarist, yönetmene: "Buraya kadar getirdim kardeşim ama bundan sonrasında ben yokum, siz başınızın çaresine bakın" demişçesine, film -tuhaf bi şekilde- sıradanlaşıyor.

Ne diyeyim.. Anladığım kadarıyla- 'Mutlu Son' uğruna, saçma sapan, zorlama bir finalle koskoca filme yazık edilmiş.
Filmi üstün bir performansla (Tek başına desem valla başım ağrımaz..) omuzlarında taşıyan, hatta bi ara –şöyle bir- toparlayan Demet Akbağ' ın, doğal, usta ve sevimli oyunculuğundan; salonu yerlere yatıran, misal: "Mememin altına artık değil kalem, Milli Eğitim Bakanlığını bile koysam yine de durur.." gibi esprilerinden bahsetmeyerek, filme -bir de ben- yazık etmek istemiyorum doğrusu..

O değil de, sinema gişesinden bilet alırken filmin adını 'sansürsüz' telaffuz ederek: "Orospu çocuklarına iki bilet.." diyebilecek doğrucu ve cesur seyirciye ve de muhatabı, soğukkanlı elemana ise buradan saygılarımı sunuyorum..


Etiketler: , , , , , , , ,

Yorumlar

Çok fazla ayrıntı yazıyorsunuz. Farkında olmadan kendimizi kaptırıp okuyoruz. Filmin heyecanını bitiriyorsunuz. Eleştiri mi yaptınız yani şimdi siz? Filmi anlatmışsınız. Braaavo(!)

Demet Akbağ'ı oyuncu olarak sevmiyorum. İnsan olarka sempatik, sevimli ve şirin bir kadın olabilir ancak oyuncu olarak, asla ama asla başarılı değildir. Kendini tekrar etmektedir. Bu filmi izlemedim ama öncedne izlediğim bütün filmlerinde farklı karakterleri sürekli övüldüğü gibi "usta bir oyunculuk sergileyerek", "filmi kendi başına alıp taşıyarak" bir şeyler başardığını kesinlikle düşünmüyorum. Eğer tartışma başlatmayacağını bilsem gördüğüm bayağı kötü oyunculardan biri olduğunu söyleyebilirim.

Özgü Namal'dan da İpek Tuzcuoğlu'ndan da hiç hazzetmem. Yine de özellikle son 2 gündür deli gibi merak ediyorum bu filmi.

(not düşeyim: etiketlerde "film eleştirisi" yer aldığı ve yazar son kısmı o şekilde değerlendirdiği için adet olduğu üzere başlığa "eleştiri" ekini ben yapmıştım yayına alırken, eski haline çevirdim. yanlış anlaşılmaya neden oldu ise kusura bakmayın, bilginize.)

gidin görün filmi... bazı konuların artık üstü örtülmeden Türk Sinemesı'nda işlenmesine alkış tutun. çünkü sinemamızın buna ihtiyacı var. ayrıca toplumun bir kesiminde çocukların hangi ortam ve şartlarda büyütüldüklerini, hayatı kavrarken zayıflıklarını ya da güçlü taraflarını nasıl kazandıklarını sorgulatacak bir film.

en çok etkilendiğim sahneler:
1. akvaryum - su ve balıklar
2. kadının katilini görüp korkarak saklanması

bu sahnelerde duyguyu çok iyi hissettirmişler...

Bazı konuların üstü örtülmeden anlatılmasına sadece sinema'nın değil herkezin ihtiyacı var. Sinema bize bir önder temsilci oluyor bence bu durumda. Hem zaten bir çocuk filmi değil bu sıkılınacak yada utanılacak bir şey göremiyorum ben kendi adıma.

"O.. Çocukları" yerine "Orospu Çocukları" çocukları yazmak terbiyesizlik değil aksine terbiyenize olan güveninizdir.

Altyazılarda da çok oluyor bu sansür olayı. Dublajda küfürlere "bip" koyuluyor hadi ona tamam ama sansürlü altyazı nasıl olabilir hiç anlamıyorum.
Bu afişte de "orospu" sansürlenmemeliydi, (bir filmin afişinde) "piç" kelimesi nasıl sansürlenmiyorsa.

ben filmi beğendim. önder'in sanırım 1980 ile daha alıp vereceği var. ancak bu işi yaparken yazdığı senaryoları eline yüzüne bulaştırmıyor. 80'de neler olduğunu anlatmıyor, olanların normal insanlara etkisini çok ilginç hikayeler seçerek anlatıyor ki böyle olmasını ben daha iyi buluyorum. kör göze parmak sokan "eve dönüş" filmi o dönem hakkında önder'in filmleri veya "babam ve oğlum" kadar etkilemedi beni. evet, o dönemin nesli büyüdü ve film çekmeye başladılar. sevindirici nokta bu.

filme gelirsek ben beğendim, müzikleri haricinde. kıraç yaptı diye önyargılı değilim ancak çok da beğendiğim söylenemez. özellikle kıraç'ın da söylemesi hoşuma gitmedi. önder'e de sitemim var tabi "niye ciao bella değil de felicita?" diye. çocuklar da güzel. son zamanlarda sinemamızda çocukları çok kullanmaya başladık sanki. yazıyı yazana da filmin finali hakkında çok katılmasam da evet, biraz eksiklik var bence de.

neyse sonuçta "olmuş" bir film, gidin izleyin.

filmi seyretmedim ancak afiş çok kalabalık durmuş kanımca. bir de sarp apak bence bu filmde iyi durmamış gibi.

avrupa yakası'nı izlemem. ancak kanal değiştirirken birazcık bakayım düşüncesiyle izlediğim kısa sürelerde bile sarp apak beni kendisinden soğutuyor. ağzıyla kuş tutsa da gözüme giremez herhalde benim. nitekim bu filmde kötü olmamasına rağmen beğenemedim adamı. aynı şeyi ipek tuzcuoğlu için de söylerim. beğenmiyorum bunları.

Altan Erkekli hariç beğenmediğim daha doğrusu bir türlü beğenemediğim oyuncuların toplandığı bir film olmuş. Ve bu kadar güzel bir konuya sahip olmasına rağmen oyuncu seçimleri daha dikkatli yapılamaz mıydı acaba?

saçma sapan sahnelerle dolu olan, eğlenceli ve izlenebilecek bir film bence.anlatılmak istenen şu: "bir kaostan en çok kadınlar ve çocuklar etkilenir." ekleyeyim, çok iyi bir yapımı olduğunu düşünmüyorum, kolay hazırlanıp, gayet kolay sunulmuş bir film ayrıca.özgünün filmin sonunda yaptığı playback beni kopardı..

bence de final fazla zorlama olmuştu, filmin -bana göre- bütün güzelliğini bitirdi. bir de bu insanlar neden işkence görüyor, neden polisten kaçıyor biraz daha anlatılabilirdi.

Film bence çok güzel olmuş. Sarp apak harici diğer oyunculukları beğendim. Fakat Kıracın yerli yersiz bağırması hiç hoşuma gitmedi. Be adam git kendi işini yap artık bırak şu film-dizi vs müziklerini. Gittikçe batıyosun zaten.
Sonuç itibariyle filmi gidin görün derim...

film süper...demet akbağ bence çok iyi bi oyuncu ve demek öyle ki filmdeki argo kelimeler hiçte itici deildi beni güldürdü diğer oyuncularda çok başarılıydılar ve kıraççç....yine yapacağını yapmış bu kdr güzel sözler yazan ve yine bu kdr güzel yorumlayan nadir sanatçılardan biri...

en son gülen sen olcksn çünkü geç anlıyorsn ;)

Bence film çok başarılı değil.. Harika reklam taktiği kullanılarak bulunmuş ismi hariç pazarlaması basit kalmış. repliklerin çok düşük olduğu hatta demet hanımın başarılı grafigini düşürmüş basit film...

Sevgili queennothing 'bip' kalkalı çok oldu onun yerine "....." var. :)
Bip mevzusuna dair ; Yeşilçam kanalından kaydedilmiş bir iki film var elimde, sinirden kudurttu, bir tanesi Şekerpare Kız, her cümlede bir sansür, içine etmişler.
Güzelim : "Marizine kayarım anam avradım olsun" repliğini "... kayarım anam avradım olsn" şeklinde duymak çok sinir bozucuydu.

Koray KIRCAOĞLU | MNC Tv | Microsoft Terminology Rapid Canavarı | [hengame.mobil] | Hedef Yunanistan the box said 'requires windows 95 or better'. so I installed linux.

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

arama

bu site

Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.

coktutulan