Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan zamazing.org'da: "Soluyan Saksı"


sinepil.org

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.
tuttum

nevdalist | 21 Nisan 2008 12:50 | 16 yorum var

Persepolis

\

Size bugün çok ilginç bir filmi anlatacağım. Mümkünse kısa cümleler kurmaya çalışıp, sizi çok da sıkmadan mutlaka izleyin diyerek gırtlağınıza yapışarak yazıyı bitireceğim.

2007 Cannes Film Festivali'nde ödül alan ve film ekiminde'de gösterilen, Marjane Satrapin'in çizgi romanlarından sinemaya aktarılan Persepolis Filmi; kelime anlamı olarak perslerin şehri anlamındadır. Pers şehri yani Persler'in başkentidir. İran'ın dışında efsanevi bir antik kenttir.

İzlediğimiz bütün çizgi filmler, animasyonlar layyy lomm, hayat güzel, sevelim sevilelim tarzında. Bize eğlenceli zaman geçirten, çıkışta ise aklımzıdan uçup giden bir tarz. Oysa Persepolis bunlardan çok ayrı bir kategoride. Evet, bir çizgi film. Siyah beyaz. Siyah beyaz bu çizgi film çizgisel anlamda da farklı. Kübist ögeler var. Düz çizgiler yerine, üçgenler var. Görsel anlamda böyle farklı olan film, konusu olarak da farklı.

İran'lı bir genç kızın Fransa'ya gitmesi; Fransa ile İran arasındaki çelişkilerden etkilenmesini anlatıyor. Bir yanda muhafazakar bir ülke, bir yanda modern bir ülke. Bir yanda gelenek, bir yandan boşluk. Bu esnada büyüme sancıları çeken, kadın olmaya doğru ilerleyen Marjane'nin hikayesi anlatılır. Trajikomik ve politik bir film tanımlaması tam oturacaktır. Trajedi ile birlikte umut da vardır.

Marjane'nin annesini Catherina Denevua seslendiriyor. Filmin senarist ve yapımcısı Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi.

Filmden bir sahneyi anlatarak yazıyı sonlandırayım. Marjane'ye nerelisin diye sorar bir Fransız. Başta İran'lı olduğu için çok ilgi gören genç kız, sonrasında bunun bir küçümseme aracına döndüğünü fark eder. Döner,

--Fransızım der.


Etiketler: , , , , , , ,

Yorumlar

Bu film, biz miskine "artık film çekilmesine gerek kalmamıştır", "ne aktör ne ışıkçılar ne set ekibine gerek vardır", "insan olana dair cümle enstantaneler çizgide dile gelebilir" dedirten filmdir.
Bir öykü bu kadar akıcı bu kadar yürek sarsan bu kadar hüzünlü bir biçimde anlatılabilir izleyicilere. Renkler sanki görsel bir senfoninin notalarıymışçasına bu kadar rahat bir biçimde paylaşılır insanlarla...üstelik kullanılan renklerin büyük bir çoğunluğu da siyah ile beyaz arasında salınan gri tonları iken...

Uzak coğrafyalara göçenlerin hissettikleri yabancılaşma, komşu coğrafyamızda, kardeşin nasıl kardeşe girebileceğini, din adı altında her türlü adam kayırmanın, sömürünün, baskının, katliamların yapılmasını, müşterek amaçların solcusunu sağcısını nasıl da müttefik yapabileceğini, bu işbirliğinin çıkar ortadan kalkınca nasıl da bozulabileceğini anlatan, insana dair binbir türlü rengin birer gökkuşağı misal beyaz perdede aksettiği sıcacık bir filmdir.

Eylemlerde ölen gencin kanı, cansız bedene destek veren eller, ellerle ekranın kararması/kanlanması, bıyık altından kısık sesle müşterilere metallica, rolling stones, michael jackson albümleri satan kelle koltukta işportacılar ve yaseminler kalmıştır aklımızda, yorgun bir göğüsten havada spiraller çizerek etrafa dökülen yaseminler...

Tarz olarak ise Fransız animasyonlarının dünya sinemasında farklı bir yeri olduğunun naçizane söylenebileceğini düşünüyorum. İki boyutlu öğeler o kadar güzel kullanılır ki, son derece detay çizimlerden ziyade sadece profilden silüetlerin veya derinlik içermeyen kişilerin/nesnelerin ön cephe görünüşlerin meram anlatmaya yetebileceğini gösterir. Bu yöntemle yapıldığını gördüğüm üçüncü Fransa menşeyli animasyon Persepolis. Hatta, filmin içinde gölge oyunu(bizdeki Hacivat Karagöz gibi) gösterilir ki güzel bir ironi sunar izleyiciye hayal içre hayallerle. (Benzer gölgeli profil görüntülerini tek tük Asteriks-Kleopatra'da da görebilirsiniz).

proksima yorumun yazıdan daha güzel olmuş, belirtmeden geçemeyeceğim.
eskiden pilli sitelerinde nazımızın geçtiği kişilerden yazı isterdik. yazmayınca da "ne oldu, bizim istek" şeklinde baskı yapardık.

senden de benim isteğim bize almodovar'ı yazman. gerçi almodovar'ı galiba sinepil'dekiler sevmiyor. hâlâ kimse bir filmini yazmadı.

imzamı kaybettim, hükümsüzdür

Öncesinde ben ve benim gibi çizgi roman delisi bir grup tarafından bilinen Marjane Satrapi'nin adını, ne mutlu ki, tüm dünyaya duyuran muhteşem ötesi animasyon.

Aslında anlatılan hikaye hepimizin bildiği o, İran'ın modern bir devletken çok kısa bir süre içinde ve akıl almaz bir şekilde (yapılan seçimde halkın ezici bir çoğunluğunun islam cumhuriyetini tercih etmesi sonucu) dini ve toplumsal baskıların egemen olduğu bir devlete dönüşmesi. Lakin, bu sefer duyduklarımız daha önce hiç olmadığı kadar gerçek ve vurucu.

Satrapi ve Vincent Paronnaud'nun bence en büyük başarısı, anlatılan hikaye, dramlar ve acılarla dolu olmasına rağmen geneli düşünüldüğünde ortaya ağdalı, amiyane tabirle ağlak bir film çıkarmaktan kaçınmaları olmuş. Buna rağmen Anouche amca benim için filmin en unutulmayacak kahramanıydı, o ve hapisteyken ekmekten yaptığı kuğular. Unutulmaması gereken bir diğer unsur ise, filmi tamamlayan Olivier Bernet'nin müzikleriydi, özellikle de "Audieu".

Özetle, tüm sinemaseverlerin, özellikle hayata çizgi roman karesinden bakmayı sevenlerin ayrıca seveceği çok özel, çok güzel bir film Persepolis, dvd'si her arşivde bulunmalı.

iranlılar bile tüm dünya çapında tutacak animasyonlar yapıyorlar biz yerimizde sayıyoruz. Yeter artık iyi birer sponsor bulunmalı öyle ucuza değil, kaliteli pahalı dünya çapında filmler, animasyonlar çekilmeli. Persapolis örnek olsun bizlere...

@toz66
film iran'ı anlatıyor ama iran yapımı değil benim bildiğim. fransız yapımı olması gerekiyor.

Fransa/ABD yapımı film. İran'ın parmağı yok.

Hocam bu filmi ben yazmayı düşünüyordum,benden önce yazmışsın:)
Harika ötesi bir animasyon filmi.

Dün akşam izledim. Çok etkileyici idi, yalın bir anlatım insanı bu kadar mı vurur?? Ürktüm, korktum, ama herşeye rağmen umut ettimm...Tüm baskılara rağmen insanların yaşama sıkı sıkıya tutunmaları içimdeki sıkıntıyı yok etti... Çok güzeldi, arşivime katıp, bir kez daha izlenesi bir film...

burda gördüm ve hep aklımdaydı izlemek, kısmet bu güne imiş..gerçekten çok güzel bir film..sağ olasın nevdalist.proksimanın yorumundan sonra bize ekliyecek birşey kalmamış..en sevdiğim bölümlerden biriyse, aşık olduğundaki olaylara bakışıyla, aşkının bitmesi ertesi yaşadığı ilişkiye bakışı arasındaki fark oldu.

Sayın @proksima gene döktürmüşsünüz.

Ben filme histeri ile yaklaştığımı belirtmem lazım, herhalde isminden ve sunuluşundan ötürü... Zaten E.Said'de "oryantalizm"de zaten bunu muştulamıyormuydu, "zihnimizdeki karşılıklı duvarlar"....

Neyse, ben filmi şans eseri bir arkadaşımın evinde emri vak-i izledim. İlk başlarda ne kadder de doğru karar verdiğimi düşünürken, fimin kendi içinde evrilmesi, büyümesi, aydınlanması beni gayet şaşırttı. İlk başlarda ne kadar da iğreti duruyordu kendi ülkesine ama "teenager" yıllarını yabancı bir memlekette dışarlıklı bir şekilde geçirmesi enteresan bir deneyimdi (hem kahramanımız, hem de biz misafirler için). Resmi ideolojinin yeknesak bir retorikten oluştuğu fark etmesi, nasıl da "büyütmüştü" kahramanımızı... Ailesinin "adacık"larının farkına varması nasıl da değiştirmişti onu...

Aslında gel-gör ki aynı adacıklara çekildiğimizin farkında bile değiliz. Ve bu insan faktörünü gözönüne almadan yaratılan bu -uydu- "devlet"ler ne kadar acaiptir. Jim carter'ın sözünü kaç kişi hatırlıyor acaba...

İran'da başardığımız işin farkına 30 sene sonra varılacak

Ve aradan bir otuz sene geçmeden günah çıkartılmaya başlanıyor (n azından yapımcı düzeyinde). Acaba 10 yıl şavaşında İran'ın en büyük silah tedarikçisini söylesem, çok mu paranoyak olurum....

Dİpnot: En sevdiğim bölüm kızın sevgilisini bir aşıkken, bir de aşık değilken tarif ettiği bölümdü...

ampoule ben de tam olarak orayı tafiflemeye çalışıyordum..denk geldik:)

sevgili Absense, bu "denk gelmek" değil düpedüz piştilik bir durum. Ya da denk gelmekten çok, hoş gelmek gibi bir şey sanırım...

sevgili Ampouble, hoş geldiniz efendim, sizinle böylesi güzel bir filme ait latif bir metinde karşılaşmak ne hoş, nicedir zihninizin gebe olduğu, bir evlatmışçasına kanınızdan canınızdan beslenen derleme yazınız akacak mecra buldu görünen o ki, geçen aylar hükmü zaman zarfında yepyeni bir site açıldı sinemaya dair baksanıza :)
verilen söz geri alınmaz, bana hiç bakmayın....

bekliyoruz yazınızı...

"Punk is not Dead" Mükemmeldi.
Bu yazıyı okuyup izledim imdb 8,2 not vermiş böylece arkadaşları da davet ettim. Çok teşekkürler yazı için.
Biraz sıkabilirim ama şunu belirtmek istiyorum. Sinepil.org toplamda 38 sayfalık bir site bence diğer sinema sitelerine göre çocuk gibi kalıyor, Bu site büyüyecek ve nasıl büyüdüğüde önemli, bence siteyi özel kılacak şeyler doğru yazılar ve sinemanın içinden doğru olanı ayıracak seviyeye geldiğini düşünen yazarlar, illa okumuş karizma tipler olmak zorunda değiliz ama içten olmak önemli. Site üyelerinin para kazanma meselesi de abartılıyor diye düşünüyorum, yani site yöneticilerinin yaptığı bir jest ama para kazanmak için yapılmaz, uzun vadedeki yazarları ödüllendirir ve buda gelişme sağlar,
Persapolis yazısı tam anlamıyla bu dediklerime ve siteyi sevmeme neden olan bir yazı tekrar teşekkürler.
Filmin yorumunu ise biraz negatif yapmak istiyorum. Evvela bir son ve hedef filme konmamış, filmin bittiği yer ve anlatmaya çalıştığı şey yok, sadece bize birşeyleri göstermek isteyen insanlar var. Film Şah'ın Ülkesini yani İranı Atatürk'ün Türkiye'si gibi yapma isteğinden bahsediyor, buda tam anlamıyla Fransız İdeolojisinin kendini beğenmişliğinden dolayı ortaya attığı ve dünyaya Türkiye'yi kullanarak sunduğu bir yöntem halini aldı. Biraz Açıklayayım ; Fransızların kurtuluş savaşında anadoludan Ankara hükümetine destek olmak için çıktığını söylemeleri Uluslararası arenada ve kendi okullarında öğretmeye çalıştıkları birşeydir. Bu yüzden arasıra Cumhuriyeti biz kurduk havasına girerler. Fİlmde İran Batıyı ve kapitalismi eleştirir. Özellikle Baba gerçekten iyi karakterize edilmiş doğru adam olarak gözüküyor. Fransızlar avrupanın kendileri hariç neredeyse her ülkesini eleştirmişler, Alman felsefecisini Kokoş ve paranoyak bir tipe dönüştürmüşler en basitinden. Ben İçten içe bir propaganda sezinledim, çok etkili bir propagandaydı bu, Filme saygımda aslında bu propagandadan dolayı geldi, Sanatın içine o kadar güzel koymuşlarki ve eksizsiz bir tarz yaratmışlar. Türkiyede dini kanalların yaptığı propaganda dizilerini düşünün özentisiz kötü oyunculu %90'nı ajitasyon ve bide onlara bakın.
açık verdikleri şey ise,dediğim gibi öykü fransaya gitmeyle bitiyor, ondan sonrası için umut var v.b. şeyler. Dilerim filme haksızlık yapmıyorum ama Sinema en büyük propaganda aracıdır bence, biraz paranoyak olmaya başladığımın farkındayım ama yinede uyarmakta yarar var.

I want to hear the scream of the butterfly. The Doors-Jim Morrison

Filmin sadece yapımcı hanesinde yer alan, hikayede doğrudan bir atıf yapılmamış (ki burada kullanılan dili de istisna kabul ediyorum) Fransa üzerine, filmi izlemeniz ertesi bunca aleyhte analizi çıkarmış olmanıza ve yoğun Fransa propagandası sezmiş olmanıza şaşırdığımı söylemeliyim. Açıkçası, Marjane'ın gittiği ülkenin, hangi ülkeye gittiğinden ziyade yekun batı kültürünü temsil ettiğini ve orada(Avrupa'da) ona bir mülteci olarak, göçmen olarak, kısaca "Öteki" olarak yaşattıklarına eleştirisinin getirildiğini düşünmüştü biz miskin filmi izlediğinde. Ezcümle, cümle hatası haykırılan İran devrimi sonrası bu coğrafyada kurulan yeni düzen ile, batının da sütten çıkmış ak kaşık olmadığı bireysel ve bencil sisteminin arasında kalan Marjane ve bir "İnsan"ın kültür, siyaset, din nedeniyle düştüğü hayal kırıklığının muştulamaya çalışıldığını düşünmüştük naçizane...

Film ile ilintilendirmesem de Fransa üzerine söylediklerinize katılıyorum,
yakın zamanda Gökhan Özgün'ün de bu enteresan ülke hakkında güzel de bir analizi olmuştu, onu da paylaşmak isterim;
Fransa artık dünyanın entelektüel merkezi değil. Dünya bir yana, kendi kendinin bile merkezi değil. Kafası çalışan, yeniyi arayan Fransız, LA’a koşuyor, NY’a kaçıyor. Hiç olmadı, soluğu Londra’da alıyor. Sanat, felsefe artık Fransa’dan sorulmuyor. Fransızlar şaşkın, televizyonlarda bile bunu tartışıyorlar. Hani neredeyse bir Tanrı vergisi sanıyorlardı bunu. Ellerinden bu kadar çabuk gitmesi onlarda sanki bir soyguna uğradıkları duygusu uyandırıyor.

pilli yorum avcısını okuyaqcağım, pilli yorum avcısını okuyacağım. şöyle yüze kadar söyleyeyim.

screamofthebutterfly; yazdıklarınıza katılıyorum. sinepil'de kendi yolunu bulacaktır diye umuyorum. bu haliyle ben hoşlanmadım. sadece film tanıtımları var. ki bu tanıtımlarda sporiler değil ama kendi görüşlerimizin, yorumlarımızın olması gerekiyor. yoksa gayet kuru ve benim için keyifsiz. anladığım kadarıyla sinepilciler de pek filmler hakkında tartışmak istemiyorlar.

ampouble; özlemişiz seni. ancak film üzerine söylediklerine pek katılmıyorum. filmdeki bence etkileyici unsur tarafsızlığı. tarafsızlığın elbetteki mümkün olmadığını biliyorum. ancak adaletli bir film olduğuna inanıyorum. meseleyi fransa iyidir- iran kötüdür; ya da oryantalist bir biçimde doğu büyülüdür, mistiktir gibi formlarla işlememiş. gayet yalın, gayet psikolojik, gayet açık. kötülemeden, övmeden, yermeden olan bir durumu anlatmış. aslında film kimlik denilen nane oluşurken çektiğimzi sancıları anlatıyor. aidiyet, kimliksizlik, vs durumları.

proksima ve absence; ben yazımı salladım; ama siz sahiplenmişsiniz. sağolun- varolun.

imzamı kaybettim, hükümsüzdür

proksima

"Dekadans" güzel ifade edilmiş bir kavram, bilmiyordum öğrendim.
Filmi ikinci kez izleyeceğim, Yinede ben Fransız Tarafgirliğinden rahatsız olduğum için belirtmedim. Dediğim gibi "Punk is not dead" bana yettide arttı, orada o kızın "Kuşak bilinci" yani 80 kuşağına ait temaları belki de tüm dünya insanlarıyla yaşaması ve buna irandan seslenmesi Mahlamın(nickname) ifade ettiği gibi "Kelebeğin çığlığı" olarak bir algılama sağladı bende.
Fakat bu güzel hikayenin içine konulan Fransız propagandasını sezdiğimi ve bundan rahatsız olmadığı belirtmiştim.
Ama var ve bu işte Dekadans kavramıyla bence ifade edilmiş.
I want to hear the scream of the butterfly. The Doors-Jim Morrison

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

arama

bu site

Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.

coktutulan