Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan yenimecra.org'da: "Ruffles’tan Yazın En Seçkin Kampanyası"

sinepil.org

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.
tuttum

rusti | 11 Ağustos 2008 12:17 | 5 yorum var

Saint Ange (Kutsal Bakire)

\
Dvd satan bir dükkanda neler var neler yok diye bakıyorum. Gece sinema gecesi yapacağız arkadaşla. Benimle aynı anda biri daha filmlere bakıyor. Elimde "Kutsal Bakire" adlı bir dvd. Yanımdaki kişi dvd'nin üzerine eğilip "Bu filmi tavsiye ederim. Harika birsey!" filan diyince üzerimde bir baskı hissedip dvd'yi satın aldım. O gece izleyemedik ve çok üzüldük. Güzel olduğuna dair inancımız büyüktü çünkü. Birkaç gün sonra izleme fırsatı bulduk.
Her dakika tetikte bekliyoruz birşey olacak diye. Ama film sürekli düşünme seanslarıyla geçiyor ve son buluyor.
Konusu ne mi?

Saint Ange (Kutsal Bakire) isminden de anlaşılacağı gibi bir fransız filmi. Daha önceden de fransız filmlerinin pek güzel olmadıklarını biliyordum ama bunun ismi cazip gelmişti.
Saint Ange kapanmak üzere olan bir yetimhanenin ismidir ve Anna da
(Virginie Ledoyen) bu yetimhaneyi temizlemek için tutulmuştur. Anna hamiledir ve onu kimin hamile bıraktığı film bitse de bir muamma olarak kalacaktır. Judith (Lou Doillon) adında yetimhanede büyümüş psikolojik olarak rahatsız bir kız vardır filmde. Yetimhane boşaltıldığında orada bırakılan tek çocuk Judith'tir. Anna yavaş yavaş başka sesler duymaya başlar ve orada başka çocukların da olduğuna karar verir. Araştırmalara başlar. Judith'in neden delirdiğini ve o çocukların nerede olduğunu keşfetmeye çalışır. Anna belki keşfeder ama bu seyirciye filmde aktarılmaz. Anna da ölür, o çocukların arasına karışır. Judith'in neden delirdiği, yetimhanedeki çocuklara yıllar önce neler yapıldığı, Anna'nın kimin çocuğunu taşıdığı açıklanmadan film bitiverir ve izleyiciler yani biz dumura uğrarız. Hemen google'dan araştırma yaparız diğerleri ne demiş film hakkında diye.
Sonuç birçok insanın bizim gibi filmin ne anlatmak istediğini anlamadığıdır.
Anlarım diyorsanız bir izleyin sonra bana da anlatın.
İyi Seyirler

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Yorumlar

"Daha önceden de fransız filmlerinin pek güzel olmadıklarını biliyordum ama bunun ismi cazip gelmişti. "
Rusti, tabiki kişisel beğenidir, saygı duyulmalıdır ama tüm bir ülke sinemasına toptan kötü demek biraz garip olmuş. Ortada The Diving Bell and The Butterfly, Persepolis, Perfume: The Story of a Murderer, 13 Tzameti, gibi bir çok film; Luc Besson, François Ozon, Bernardo Bertolucci. gibi usta yönetmenler varken.

Bende fransız film mi deyince bir kere daha düşünüp seyrediyorum. Bugüne kadar seyrettiğim fransız filmleri nedense konu bilim kurgu dahi olsa çok ağır gidiyor. Konuşma ve ya hareket olmyan dakikalarca boş sahneleri olan sürüyle fransız filmi var. Ama hepsi de kötü değil. Genel olarak bütün avrupa filmleri ağır işliyor. Tarzı beğenenlerde vardır elbet..

altantois cok sinema manyagi bir kisi degilim. izlerim ama delicesine degil. o yüzden de cok fransiz filmi izlemisligim yok. birkac tane izlemisimdir ve SIKICI gelmistir bana. genel olarak fransiz filmlerine ön yargili yaklasmisimdir. belki yaniliyorumdur. yanildigimi gösterecek bir film izlemeliyim.

Perfume: The Story of a Murderer

ben de su siralar bunun kitabini (koku) okuyorum. acikcasi filmi oldugunu bilmiyordum. yazari alman ama konu fransada isleniyor. cok sürükleyici bir kitap degil. filmini merak ettim ama.

ben butür filmleri pek sevmem aslında.. ama böyle bir yapıyıda izlemeden edemem..

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

arama

bu site

Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.

coktutulan