Çok samimi ve sıcacık bulmuştuk filmi. Cem Yılmaz, "Herşey Güzel Olacak"ta birebir kendisini oynadı ki! diye tonla eleştirilmişti lakin bu filmde karakter oyunculuğunda da boş olmadığını ispatlamış oldu.
Miyoplar ve hipermetroplar için bir belgesel niteliği de taşıyan film, şol göz kusurundan dolayı irili ufaklı sıkıntılar çeken, yer yer hallerine yerinen gözleri bozuk insanların halini o kadar güzel yansıtır ki. Hele ki işin içerisine bir de kız katılınca, gözlük taşıyıcılarının (bu da yüzük taşıyıcıları gibi oldu ya neyse, vesileyle Shire'a selam edelim yeri gelmişkene :) ) estetik kaygılar da etki edince olayların seyrine trajikomik bir film hasıl oluverir. Gelibolu'da bir lokantada yemek yemek için durduklarında, kıza yakışıklı görünmek için İskender'in gözlükleri çıkarmasından sonra yanlış masaya oturmasını hala gülerek hatırlarım :)
Ya da, finale doğru cam fanustaki nefes tutma sahnesini hüzünle.
Yorumlarda da bahsedildiği gibi tamamen gülmek amacı ile Stand-up gösteriye gidermişçesine bir hazırlık içine giren seyircileri, bir sinema filminden gayrısı beklememektedir. Her ne kadar bu tip bir beklentiyi doyurmak adına, "Yavaşla 10km" veya yaşlı babannenin hipnoz anında terk-i diyar edivermesi tarzında espriler serpiştirilmiş olsa da, çoğu Cem Yılmaz izleyicisinin diş kovuklarına dahi yetmeyeceği de aşikar herhalde. Düz ve içten üslubu ve yepyeni başlangıçları muştulayan finaliyle, kimi popüler İtalyan(Cinema Paradiso, Mediterrenian vb.) filmlerini anımsarız.