Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Atkı modelleri"

sinepil.org

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.
tuttum

proksima | 06 Şubat 2009 17:12 | 10 yorum var

The Fountain (2006) - Kaynak

Ve bu yüzden Tanrı, Adem’le Havva’yı Cennet Bahçesi'nden kovdu. Ve Hayat Ağacı’nı koruması için oraya ateşten bir kılıç yerleştirdi.
Yaratılış 3-24

\

Hırslı salınan bir kalemin sesi ile başlar film ve kararan ekran aydınlanıp ayan olunca bizlere karanlık ardındaki, yukarıdaki ayetin yazıldığı görülür sararmış bir kağıda. Kağıt solar, Orta Amerika’da 800 yıl önce varolmuş bir çadırda açar gözlerini seyirci. Ancak durmuş mudur bize ayeti görünür kılan kalem, yoksa salınmaya devam mı etmektedir kağıt üzerinde suskunluğu zırh eyleyip. Neden sonra anlar seyirci kalemin valsine devam ettiğini ve Kraliçe Isabel’in Adem’i olmaya aht etmiş Kumandan Tomas’ın öyküsünü serdiğini gözler önüne.
-Bitirmeme izin ver.
diyerek eli ve zihni çün derman istemektedir tanrıdan Kaynak (Fountain)’ı bitirebilmek için.

Kumandan, son bir çırpınışla saldırır Maya piramidine doğru. İki askerini kaybeder ancak yılmaz. Piramidin tepesinde, uğruna denizler, ormanlar, ölümler geçtiği hayat ağacını koruyan son Maya Rahibi ile karşılaşır. Rahip, hançerini adama saplar ve ateşten kılıcını adamın kafasına doğru savururken sesi piramidin yosunlu duvarlarında yankılanır;
Ölüm huzura giden yoldur…

Şiirsel atmosferini bir kenara bırakacak olursak, ölümsüzlüğü kendisine dert edinmiş bir film Fountain. Filmi izlememiz ertesinde zihnimizde hasıl olan gizemli büyüden ötürü nete koşmuş, hakkında neler denilmiş diye sinepile uğramış ve filme ilişkin bir yazı yazılmadığını görerek sevindiğimizi itiraf etmeliyiz.

Tomas / Tommy / Tom Creo.....whatever
Tomas / Tommy / Tom Creo.....whatever

Her birisine ölümün bulaştığı iç içe olaylardan geçerek finale akar izleyici. Örneğin Rahibin piramitte haykırışı ertesi, eşi Izzi için deva arayan doktor Tommy olur komutan zarif bir kesme ile. Bu andan sonra dans eden kalem susar, hayat (ve aynı zamanda ölüm hiç şüphesiz) başlar. Beyninde çıkan tümör nedeniyle gözleri önünde yavaş yavaş eriyen karısına bir ilaç yapmaya çalışır Tommy. Azrail, gah canından çok sevdiği eşinde çıkan tümörü iyileştirebilmek için çabalayan kocanın gözyaşına atar imzasını, gah, 16yy.’da ülkesi ve kraliçesi uğruna ölümü yenebilmek adına hayat ağacını arayan komutanın kanına.
\
Mayaların, ölümden sonra ruhların gittiğini kurdukları ölmek üzere olan bulutu bol yıldızsı Shilbalba, konsept olarak bir geri dönüşüm merkezini andırmaktadır. Burası Maya’ların öbür dünyası, ölüm ertesinde ruhların yeniden dirileceği tanrısal bölgedir. Kahramanımız Izzi buna inanmış ve ölümünü kabul etme olgunluğunu göstermiştir. Ruhu buraya giderek, dünyada bir ağaç olarak yeniden doğacaktır. Ancak Tommy hastalığın yükünü eşi misal kolay kaldıramaz ve umutsuzca ilaç için çabalamaya devam eder. Vücudu uzun mesai saatlerinde laboratuarda tetkiklerle meşgul olurken zihni de boş durmamakta, düşünsel saydam bir küre içerisinde (ki bu küre Clementine’in tatlı perisi Hemera'nın içinde yol aldığı saydam topa o kadar benziyordur ki)
\
olduğunu kurduğu benliği ve karısının devcileyin meteforu bir kuru ağaç ile Shilbalba’ya doğru ilerlemektedir. Sarı kar tanelerini andıran bulutsuların içerisinden geçerken renkler, mekan bizi büyülemeye devam eder. Bu esnada karısı Izzi Fountain isimli, Büyük Engizisyon’un İspanya’yı yakıp kavurduğu demlerde geçen bir roman yazmaktadır. Öleceğini bildiğinden, son bir ricada bulunur kocasından. Kitabı bitirmesini.
\

Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasa demişler. Tommy, eşinin sonsuzlanan yüzü ile uğraşır her bir sanrısında, anılar, kitap, gelecek...

\
Tüm sıtmalı endişeleri sarıp sarmar bedenini tüm bu süreç boyunca. İronik olan, kitabın isminin Kaynak oluşudur. Sanki ölümsüzlük ne ilaçlarda, ne pagan efsanelerinde değildir de ancak bir kitabın yapraklarında gizlidir denilip, ruhları ağaçlara dönüştüren Shibalba’nın defteri dürülmektedir yönetmence.
Shilbalba
Shilbalba

Hangi geri dönüşüm %100 başarılı ki zaten? Güzelim A4 kağıtları geri dönüşüme sokuyorsunuz da, saman kağıttan gayrisi çıkmıyor. Bu bağlamda insan-ağaç dönüşümü de selülözik bakımdan manidar galiba. Evet, filmin canım lirizmini baltalar, motorlu testereler kullanarak lime lime ettikten sonra bir dip not eklemeli;
Hugh Jackman’ın filmografisinde, mayası tutmamış birçok sevdanın yattığını da üzülerek belirtmek gerekir X2, X-Men:The Last Stand, Fountain, bir türlü saadeti yakalamaya muktedir olamamakta, senaryolar oyuncumuz için aşk bağlamında kelek çıkmaktadır.

Ezcümle , yönetmenin Hugh Jackman, Rachel Weisz ikilisini birbirine sürterek tutuşturduğu alev, seyircinin de içini kavuracak kerte kuvvetli aydınlatmakta etrafını. Şahsen, hiçbir filminde biz miskini asla hayal kırıklığına uğratmamış olan Aronofsky, sezgisel gücü, yetkin sinemasal dili ile kendisini kanıtlamışlar listesine çoktan girmiştir nezdimizde.
Elbette, Requem For a Dream'de (linki mutlaka tıklayın, banner kafanızı karıştırmasın, tıklayarak devam edin, çok hoş bir site hazırlanmış film için, introda, lavaş kıvamlı haber programları tarafından piç edilene dek kullanılan filmin o meşhur müziğini de dinleyebilirsiniz) kanımızı dondurmuş, bizleri hüzünden kahıra götürüp getirmiş olan Ellen Burstyn'ninde filmde şirin bir yardımcı rolü olduğunu eklemeden geçemeyeceğiz.

Spacer
Spacer

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar

Son yıllarda izlediğim en iyi filmlerdendir ama etrafımdaki insanların yüzde 95'i bu filmden nefret ettiler(benim yüzümden izlemiş olanlar). Film baştan sona çok durağan geçer, action bulamazsınız ,müzikleri muhteşemdir, psikolojik filmdir, hekes beğenmeyebilir. what dreams may come tarzı felsefik film sevenler için birebir bir filmdir. not: herkese tavsiye edilmez, film izlerken cips yiyip, kola içip, arada arkadaşlarla sohbet edip arada bir de ekrana bakılacak bi film diil.

Gerçekten çok güzel bir filmdi. Ben d eçoke tkilenip bir yazı yazmıştım hakkında...burda

sevgiler..

ben çok agır buldum bu filmi içim kıyılmıştı:) uzundu da

2007 temmuzunda izlemiştim. Beğenmiştim. Ve film için o zamanlar bir kaç yorum yazmıştım. Daha önce "pi" filmi ile tanıdığım yönetmen Darren ARONOFSKY'nin bu filmi "Pİ" filmindeki gibi anlaşılması zor olan bir sinema filmi gibi gelmişti. Sonra usul usul beğenimi kazanmııştı.

The Fountain (Kaynak); Zaman, ölüm(süzlük), aşk, tarih, mistisizm, geçmiş ve günümüz arasında izleyici götürüp getiren ve bunları da çok başarılı harmanlamış bir film olmasının yanısıra değeri sonradan anlaşılan bir şiirdi.

Film senaryosunda; reenkarnasyon (Yeniden Doğuş) mu, yoksa jung’un eşzamanlılık teorisindeki gibi aynı anda bir kaç zamanı birden yaşamak mı, bunun ucunu açık bırakmış, zaman ve mekan kavramları geri plana atılmış. Ölüm bir hastalık mıdır? Yoksa yeni bir hayata başlangıç mı? Evet, kendinizi şiir gibi yorgun ve hayatın anlamsız geldiği bir zaman da izleminizi tavsiye ediyorum.

"sihirli sayısı ‘üç’ olan bir film. ve yüzük, uyanışa denk düşmekte. çünkü yüzük, kabulleniş demek.. huzura ve gerçeğe yegane uyanışı da anladığım kadarıyla, kabullenişten geçirmekte burda şair. kabullenmeyi öğrendiğin, yahut becerebildiğin gün, gerçeğe kavuşacaksın ey insan. isyan, seni ancak toprağa bağlar." … " bir kadın bir erkek aşk bir olmak onun gözünde kendine aşık olmak sonra ilahi aşka, ölümsüzlüğü, sonsuzluğa gitmek, değişim ve dönüşüm ile…

Sizinde parmaklarınıza sağlık efendim.

bu film için biryerlerde bir vakit bir yorum yazmıştım onu bulmalıyım. Xibalba eşliğinde alıp götürür insanı film bittiğinde "neden bitti" diye üzülür insan. nasıl şairane bir anlatımdır bu ... görsellikse söylenecek kelime bırakmaz.

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

arama

bu site

Bu site pillinetwork'ün bir parçasıdır.

coktutulan

Kategoriler

network siteleri